<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tele1 TV Canlı yayın</title>
    <link>https://www.tele1.com.tr</link>
    <description>Tele1 Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tele1.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 13 Jun 2026 14:21:30 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk doktor, dünyanın gözü önünde canlı ameliyat yapacak]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/turk-doktor-dunyanin-gozu-onunde-canli-ameliyat-yapacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/turk-doktor-dunyanin-gozu-onunde-canli-ameliyat-yapacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet ÇINAR/ANTALYA, (DHA)- ULUSLARARASI alanda robotik kanser cerrahi çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Oktar Asoğlu, İngiltere'de düzenlenecek 10'uncu Portsmouth Colorectal Kongresi'nde canlı ameliyat gerçekleştirecek.</p>

<p>Uluslararası alanda kanser hastalıkları ve özellikle robotik kanser cerrahi çalışmalarıyla tanınan ve Rusya Kolorektal Cerrahlar Derneği'nin (RSCS) onursal üyesi de seçilen Prof. Dr. Oktar Asoğlu, İngiltere'de 9-12 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek 10'uncu Portsmouth Colorectal (Kolorektal) Kongresi'nde Türk tıp dünyası adına bir ilki gerçekleştirecek. Prof. Dr. Asoğlu, Kolorektal Kongresi'nde, dünyanın farklı ülkelerinden katılacak bu alandaki en önemli bilim insanlarının önünde canlı ameliyat gerçekleştirecek.</p>

<p>MODERATÖR, BU İŞİN TEKNİĞİNİ TANILMAYAN KİŞİ</p>

<p>Kolorektal cerrahi alanında düzenlenecek 10'uncu büyük kongreye davet edildiğini belirten Prof. Dr. Oktar Asoğlu, 'Kongrenin özelliği canlı yayınlarla yapılan bir kongre, hem salona hem online yapılıyor. Böylelikle binlerce kişiye ulaşabiliyor. İlginç tarafı rektum kanserinde devrim yaratan Bill Shields, 90 yaşına geldi. Onun moderatörlüğünde 3 cerrah, canlı ameliyat yapacağız. Eş zamanlı ve dünyada bu işin standardını koyan 90'a yakın bilim insanı da orada olacak. Moderatörlüğünü, tekniği tanımlayan bilim insanı yapıyor, diğerleri de standartları koyan bilim insanları. Biz de canlı performansla ameliyat yapacağız ve 2- 2,5 saatlik bir süreçte bu tartışılacak' dedi.</p>

<p>İNGİLTERE'DE TÜRK TIBBI ADINA İLK</p>

<p>Daha önce Rusya, Avrupa ve Asya'da bu alandaki kongrelerde de canlı ameliyat gerçekleştiren Prof. Dr. Asoğlu, 'İngiltere'deki bu büyük kongrede de yabancı bir hastayı, yabancı bir ülkedeki kongre sırasında ameliyat eden, benim bildiğim kadarıyla ilk kez oluyor. Ben başka ülkelerde onlarca kez ameliyat yaptım. İngiltere'deki kongre de bir nevi meslek zirvesi. Buna götüren şey de tabii, yıllardır belirli bir alanda çalışma, yayın yapma, uzun yıllar kongrelerde çeşitli basamaklarda görev aldıktan sonra bilimsel yaptığınız şeylerin karşılığı' diye konuştu.</p>

<p>'BİLİMİ TOPLUM YARARINA DÖNÜŞTÜRÜYORUZ'</p>

<p>Hedefinin İtalya, Meksika gibi diğer ülkeler olduğunu anlatan Prof. Dr. Oktar Asoğlu, yıllardır vazgeçmeden bilim adına çalışmalarını büyük gayretle sürdürdüğünü anlattı. Türkiye'de akademik yayınlar ya da makalelerin genellikle ünvan alıncaya kadar, kriter doldurmak için yapıldığı ve kesintisiz sürdürülmediği eleştirisinde bulunan Prof. Dr. Asoğlu, 'Yani ben kesintisiz sürdüren, her yıl 5-6 tane uluslararası yayın yapan, ünvan bile kullanmıyorum. Çünkü bilim adına yapıyoruz. Yani bilimin standartlarını belirlemeye çalışmak amaçlı. Çünkü amaç ameliyat yapmak değil. Aynı zamanda bir başka ameliyathanede, bir başka ülkede, başka bir cerrah bir ameliyat yaparken bizim bu standartları koyabilmemizle başka bir hayata dokunsun. Bilimi üretkenlik, toplum yararına dönüştürmeyi hedefleyen bir hayat çizdim. Bunlar da onun karşılığı' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'DÜNYANIN HER YERİNDEN İZLENECEK'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>10 Haziran Çarşamba günü saat 11.00'de canlı ameliyatın gerçekleşeceğini belirten Prof. Dr. Asoğlu, 'Tabii online dünyanın her yerinden izlenecek. Tıbbi cerrahlar kendini tanımlayıp kongreye online kayıt yaptırıyor. Kayıt yaptırdıktan sonra online olarak tüm kongreyi izliyor, soru sorabiliyor, moderatör kanalıyla soru da sorabiliyor. Yani cerrahlar izleyebilecek. Canlı ameliyatı Güney Kore'den 10 bin vaka yapmış çok üst düzey bir cerrah Prof. Choi ve Norveç'ten Prof. Lars Thomas ile birlikte yapacağız. İki isim de çok önemli cerrahlar. Üçümüz aynı ameliyatın farklı versiyonlarını yapacağız eş zamanla. Tabii ilginç tarafı asıl orada bir sürü moderatör var. Bunlar da dünya standartlarını koymuş bilim insanları, ameliyatı yorumluyor. Bill Shields bu tekniği tanımlayan kişi. En güzel tarafı da ben asistanken ismini duyduğum, izlediğim, heyecanla merak ettiğim adamın önünde bunu yapıyor olmak ayrı bir şey olacak' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/turk-doktor-dunyanin-gozu-onunde-canli-ameliyat-yapacak</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/06/agency/dha/turk-doktor-dunyanin-gozu-onunde-canli-ameliyat-yapacak.jpg" type="image/jpeg" length="72239"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Güneş koruyucu iki saatte bir yenilenmeli']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- MEDİPOL Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Makbule Dündar, güneş kremi kullanımının cilt kanserine karşı en önemli koruyucu adımlardan biri olduğunu belirterek, korunmasız güneş maruziyetinin çok daha büyük risk taşıdığını söyledi. Uzm. Dr. Dündar, 'Çocukların güneş yanığından korunması da çok önemli. Çünkü çocukluk çağındaki güneş hasarı ilerleyen yıllarda ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Güneş kreminin gün içinde yalnızca bir kez sürülmesi yeterli değildir. Özellikle deniz ve havuz kenarında güneş koruyucu mutlaka iki saatte bir yenilenmeli. Yüz bölgesi için iki parmak kuralına dikkat edilerek yeterli miktarda ürün kullanılmalı' dedi. </p><p>Güneş koruyucuların yalnızca SPF değerine göre değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Dündar, 'UVB bronzlaşmaya ve yanıklara neden olurken, UVA ışınları cilt yaşlanması ve kırışıklıklardan sorumludur. Bu nedenle kullanılacak ürünün hem UVA hem UVB koruması içermesi gerekir. Yaz aylarında en az SPF 30 güneş koruyucu kullanılmalıdır. Güneş hassasiyeti olan kişilerde SPF 50 ürünlerin tercih edilmesi gerekir. Ekran karşısında uzun süre vakit geçiren kişiler de mavi ışık koruması içeren ürünlerin kullanımı faydalı olacaktır' diye konuştu.</p><p>Güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkilerini belirten Dr. Dündar, 'Cilt kanserinin en önemli nedenlerinden biri korunmasız güneş maruziyetidir. Özellikle koyu renkli benleri olan kişilerde bu risk daha da artabiliyor. Çocukluk döneminde oluşan güneş yanıkları ilerleyen yaşlarda cilt kanseri gelişme riskini ciddi şekilde arttırıyor. Güneş koruyucu seçiminde cilt tipi oldukça önemli. Kuru ciltler için daha yoğun ve nemlendirici özellikli ürünler tercih edilebilir. Yağlı ve akneye eğilimli ciltlerde ise daha hafif, jel ya da likit formdaki güneş koruyucular kullanılmalıdır' dedi.</p><p>'ÇOCUKLARDA MİNERAL FİLTRELİ ÜRÜNLER TERCİH EDİLMELİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Atopik ve hassas cilde sahip çocuklarda mineral filtreli güneş kremlerinin tercih edilmesi gerektiğini belirten Dr. Dündar, sözlerine şöyle devam etti:</p><p>'Çocukların güneş yanığından korunması çok önemli. Çünkü çocukluk çağındaki güneş hasarı ilerleyen yıllarda ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Güneş kreminin gün içinde yalnızca bir kez sürülmesi yeterli değildir. Özellikle deniz ve havuz kenarında güneş koruyucu mutlaka iki saatte bir yenilenmeli. Yüz bölgesi için iki parmak kuralına dikkat edilerek yeterli miktarda ürün kullanılmalı.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Istanbul</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/06/agency/dha/gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli.jpg" type="image/jpeg" length="70564"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Her 4 kadından birinde düşük yumurtalık rezervi görülüyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- KARİYER ve evlilik planlarının ertelenmesiyle kadınlarda anne olma yaşının yükseldiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Ekin, doğurganlığı doğrudan etkileyen yumurtalık rezervi düşüklüğü konusunda uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Ekin, 'Yumurtalık rezervini belirleyen en önemli faktör yaştır. 20'li ve 30'lu yaşlarda en yüksek seviyededir, 30'dan sonra azalmaya başlar ve 35 yaş sonrası bu düşüş hızlanır. Düşük over rezervi neredeyse her 4 kadından birinde karşımıza çıkabiliyor' dedi.</p>

<p>Düşük yumurtalık rezervinin günümüzde ciddi bir artış gösterdiğini belirten Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Ekin, beslenme ve yaşam tarzının doğurganlık üzerindeki belirleyici etkisine dikkat çekti.</p>

<p>'YUMURTALIK REZERVİ YAŞLA BİRLİKTE AZALIYOR'</p>

<p>Yumurtalık rezervinin, yumurtalıklarda bulunan üreme hücrelerinin toplamını ifade ettiğini belirten Prof. Dr. Ekin, 'Bu rezervi belirleyen en önemli faktör yaştır. 20'li ve 30'lu yaşlarda en yüksek seviyededir, 30'dan sonra azalmaya başlar ve 35 yaş sonrası bu düşüş hızlanır' dedi. Son yıllarda yapılan çalışmaların bu konuda dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Ekin, 'Düşük over rezervi neredeyse her 4 kadından birinde karşımıza çıkabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'GENETİK VE YAŞAM TARZI BELİRLEYİCİ'</p>

<p>Yumurtalık rezervinde genetik faktörlerin de önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Ekin, 'Ailesinde erken menopoz öyküsü olan kadınların daha dikkatli olması gerekiyor' dedi. Bunun yanı sıra endometriozis, geçirilmiş yumurtalık ameliyatları, kemoterapi ve radyoterapi gibi durumların da riski artırdığını belirten Prof. Dr. Ekin, günümüzde evlilik yaşının yükselmesi ve çocuk planlarının ertelenmesinin de bu süreci daha kritik hale getirdiğini ifade etti.</p>

<p>'SAĞLIKLI YAŞAM YUMURTALIKLARI KORUR'</p>

<p>Yumurtalık sağlığını korumak için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Ekin, 'Stresten uzak durmak, kaliteli uyku ve ideal kilonun korunması bu süreçte kritik rol oynar' dedi.</p>

<p>Haftada en az 2-2,5 saat egzersiz yapılmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ekin, 'Beden kitle indeksinin 25'in altında olması yumurtalık fonksiyonlarını destekler' ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Ekin, sigara, alkol ve kimyasal toksinlerden uzak durulması gerektiğini de belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'BESLENME DOĞURGANLIĞI DOĞRUDAN ETKİLİYOR'</p>

<p>Beslenmenin yumurtalık sağlığı üzerindeki etkisine değinen Prof. Dr. Ekin, 'Fast food ve yüksek glisemik indeksli gıdalardan uzak durulmalı, Akdeniz tipi beslenme tercih edilmelidir' dedi. Badem, ceviz, avokado gibi besinlerin yanı sıra A, C, D ve E vitaminlerinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ekin, 'Omega-3, çinko ve selenyum gibi destekler de bu süreçte oldukça faydalıdır. Yumurtalık rezervi düzenli kontrollerle takip edilmesi gerekir. AMH testi ve ultrason ile yumurtalık rezervini değerlendirebiliyoruz. Rezervin azaldığı durumlarda farklı tedavi seçeneklerinin devreye girebiliyor. Gerekli durumlarda yumurta dondurma ya da bazı destek tedavilerle hastalarımıza alternatifler sunabiliyoruz' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/06/agency/dha/her-4-kadindan-birinde-dusuk-yumurtalik-rezervi-goruluyor.jpg" type="image/jpeg" length="44544"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜİK: Obez bireylerin oranı arttı]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/tuik-obez-bireylerin-orani-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/tuik-obez-bireylerin-orani-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), 15 yaş ve üzeri obez bireylerin oranının 2022 yılında yüzde 20,2 iken, 2025 yılında yüzde 21,8'e yükseldiğini açıkladı.</p>

<p>TÜİK, 2025 yılına ilişkin 'Türkiye Sağlık Araştırması' sonuçlarını açıkladı. Buna göre, boy ve kilo değerleri kullanılarak hesaplanan vücut kütle indeksi incelendiğinde, 15 yaş ve üzeri obez bireylerin oranı 2022 yılında yüzde 20,2 iken, 2025 yılında yüzde 21,8 oldu. Cinsiyet ayrımında bakıldığında; 2025 yılında kadınların yüzde 24,8'inin obez ve yüzde 32,2'sinin obez öncesi, erkeklerin ise yüzde 18,7'sinin obez ve yüzde 43,1'inin obez öncesi olduğu görüldü.</p>

<p>FİZİKSEL AKTİVİTE YAPMAYANLARIN ORANI YÜZDE 86,6 OLDU</p>

<p>Aktivite yapmayan erkeklerin oranı 2022 yılında yüzde 85,3 iken, 2025 yılında yüzde 83,5 oldu. Kadınlarda ise bu oran yüzde 92,7'den yüzde 89,7'ye geriledi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik fiziksel aktivite yapması öneriliyor. Buna göre, haftada 150 ile 300 dakika arası fiziksel aktivite yapanların oranı 2025 yılında erkeklerde yüzde 4,1, kadınlarda yüzde 2,7 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MERDİVEN İNİP ÇIKARKEN ZORLUK YAŞAYANLARIN ORANI YÜZDE 6</p>

<p>Fiziksel işlev açısından zorluk yaşama durumları değerlendirildiğinde, merdiven inip çıkmada zorluk yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 8,3, erkeklerde ise yüzde 3,7 ile ilk sırada yer aldı. Öğrenme veya hatırlamada zorluk yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 5,4, erkeklerde yüzde 2,8 olurken, yürümede zorluk yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 5,6, erkeklerde yüzde 2,8 oldu.</p>

<p>ÇOCUKLARDA EN FAZLA GÖRÜLEN HASTALIKLAR</p>

<p>Çocuklarda son 6 ay içerisinde görülen hastalık türleri incelendiğinde, 2025 yılında 0-6 yaş grubunda en çok yüzde 28,5 ile üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Bunu sırasıyla, yüzde 24 ile ishal ve yüzde 5,2 ile alt solunum yolu enfeksiyonu izledi. 2025 yılında 7-14 yaş grubunda da yüzde 24,6 ile üst solunum yolu enfeksiyonu ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla; yüzde 16,4 ile ishal, yüzde 8,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları izledi.</p>

<p>Son 12 ay içerisinde 15 yaş ve üzeri bireylerde görülen hastalık türleri incelendiğinde, bel bölgesi problemleri 2022 yılında yüzde 24,6 iken 2025 yılında da yüzde 24,3 ile ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla; 2025 yılında yüzde 16,9 ile hipertansiyon, yüzde 16,7 ile boyun bölgesi problemleri, yüzde 11,9 ile şeker hastalığı ve yüzde 10,1 ile yüksek kan lipidleri izledi.</p>

<p>TÜTÜN MAMULÜ KULLANAN BİREYLERİN ORANI YÜZDE 30,1 OLDU</p>

<p>Her gün tütün mamulü kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2022 yılında yüzde 28,3 iken 2025 yılında artarak yüzde 30,1 oldu. Bu oranın 2025 yılında erkeklerde yüzde 42,9, kadınlarda ise yüzde 17,5 olduğu tespit edildi. Tütün mamulü kullanmayan bireylerin (bırakanlar ve hiç kullanmayanlar) oranı ise 2022 yılında yüzde 68 iken 2025 yılında azalarak yüzde 66,8 oldu.</p>

<p>ALKOL KULLANAN 15 YAŞ VE ÜZERİ BİREYLERİN ORANI YÜZDE 12,6 OLDU</p>

<p>Son 12 ay içerisinde alkol kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2022 yılında yüzde 12,1 iken 2025 yılında artarak yüzde 12,6 oldu. Bu oranın 2025 yılında erkeklerde yüzde 18,7, kadınlarda ise yüzde 6,6 olduğu tespit edildi. Alkol kullanmayan bireylerin (daha önce kullanan ve hiç kullanmayanlar) oranı ise, 2022 yılında yüzde 87,9 iken 2025 yılında azalarak yüzde 87,4 oldu.</p>

<p>Son 1 yıl içerisinde 40 yaş ve üzeri kadınlarda mamografi çektirenlerin oranı 2022 yılında 10,8 iken 2025 yılında yüzde 16,7 oldu. 40 yaş ve üzeri kadınlarda hiç mamografi çektirmemiş olanların oranı 2025 yılında yüzde 42,4 oldu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/tuik-obez-bireylerin-orani-artti</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2024/11/tuik.jpg" type="image/jpeg" length="62673"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: 1501 sigara bırakma polikliniğimizde 4 milyon muayene gerçekleştirdik]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/bakan-memisoglu-1501-sigara-birakma-poliklinigimizde-4-milyon-muayene-gerceklestirdik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/bakan-memisoglu-1501-sigara-birakma-poliklinigimizde-4-milyon-muayene-gerceklestirdik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ruken KADIOĞLU/ANKARA, (DHA)- SAĞLIK Bakanı Kemal Memişoğlu, '1501 sigara bırakma polikliniğimizde bugüne kadar toplam 4 milyonu aşan muayene gerçekleştirdik. 7 gün 24 saat hizmet veren ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattımızda 2025 yılında 420 bin 651, 2026'nın ilk 4 ayında ise 143 bin 534 vatandaşımıza destek ve rehberlik sunduk' dedi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, '31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü' nedeniyle sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, 'Dumansız bir hava, sağlıklı bir gelecek mümkün. 1501 sigara bırakma polikliniğimizde bugüne kadar toplam 4 milyonu aşan muayene gerçekleştirdik. 7 gün 24 saat hizmet veren ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattımızda 2025 yılında 420 bin 651, 2026'nın ilk 4 ayında ise 143 bin 534 vatandaşımıza destek ve rehberlik sunduk. Tütünle Mücadele Timlerimiz ve Mobil Polikliniklerimizle sahada 832 bin 873 vatandaşımıza ulaştık' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'POLİKLİNİKLERİMİZE YAPILAN BAŞVURU SAYISI ARTTI'</p>

<p>2025 yılında sigara bırakma polikliniklerine yapılan başvuru sayısının, bir önceki yıla göre yüzde 112 arttığını kaydeden Memişoğlu, '2026 yılının ilk dört ayındaki muayene sayısı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53,6 artış gösterdi. Dumansız yaşam alanlarına yönelik hassasiyetin artmasıyla birlikte, 2026'nın ilk dört ayındaki ihbar sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 76,6 arttı. Bu tablo açıkça gösteriyor ki milletimiz sağlığını seçiyor ve dumansız bir Türkiye için adım atıyor. Sigarayı bırakmak isteyen tüm vatandaşlarımızı, ücretsiz hizmet veren ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattımızdan destek almaya ve Sigara Bırakma Polikliniklerimize başvurmaya davet ediyorum. Gelin, bu kararı bugün verelim' ifadelerine yer verdi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/bakan-memisoglu-1501-sigara-birakma-poliklinigimizde-4-milyon-muayene-gerceklestirdik</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/bakan-memisoglu-1501-sigara-birakma-poliklinigimizde-4-milyon-muayene-gerceklestirdik.jpg" type="image/jpeg" length="25087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Şeker sadece kilo yapmıyor insülin direnci ve yağlı karaciğeri tetikliyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)-SAĞLIKLI bir yaşam için şeker tüketiminin sınırlandırılması, sadece obezite ile mücadelede değil, metabolik sendromların tedavisinde de büyük önem taşıdığını belirten Medipol Sağlık Grubu İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Türkay Güncü, 'Şeker sadece kilo yapmıyor insülin direnci ve yağlı karaciğeri tetikliyor' dedi.</p>

<p>Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi İç Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Türkay Güncü, kalori alımı aynı kalsa dahi günlük şeker tüketiminin azaltılmasının metabolik sağlık üzerinde hızlı ve çok olumlu etkiler oluşturduğunu belirtti. Uzm. Dr. Güncü; kalori kısıtlamasından bağımsız olarak şeker kısıtlamasının özellikle insülin direnci ve yağlı karaciğer gibi hastalıklarda kritik bir iyileşme sağladığını belirtti.</p>

<p>'KİLO VERMEDEN İYİLEŞME SAĞLANABİLİYOR'</p>

<p>Dr. Güncü, 'Obez çocuklarda yapılan bir çalışmalarda, sadece 9 gün boyunca kalori kısıtlanmadan şekerin, özellikle fruktozun azaltılmasıyla trigliserid ve açlık insülin düzeylerinde düşüş gözlendi. Bu durum insülin direncinin azalmasına ve glikoz toleransının düzelmesine katkı sağladı' dedi.</p>

<p>Bu olumlu değişimlerin kilo kaybı olmadan gerçekleştiğine dikkat çeken Dr. Güncü, şekerin metabolik hastalıklar üzerindeki etkisinin kalori alımından bağımsız olabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'YAĞLI KARACİĞER VE İNSÜLİN DİRENCİNİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Şekerin özellikle karaciğerde yağlanmayı artırdığını ifade eden Dr. Güncü, 'Fruktoz, karaciğerde yağ sentezini artırarak yağlı karaciğer oluşumuna katkıda bulunur. Aynı zamanda insülin direnci üzerinde de doğrudan etkisi vardır' diye konuştu.</p>

<p>Klinik açıdan değerlendirildiğinde şeker kısıtlamasının önemli bir müdahale yöntemi olduğunu belirten Dr. Güncü, 'Metabolik hastalıkların yönetiminde sadece kalori kısıtlaması değil, şeker tüketiminin azaltılması da etkili bir yaklaşım olarak öne çıkıyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 11:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor.jpg" type="image/jpeg" length="80667"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pakistanlı doktor, kalp ameliyatı için İstanbul'a geldi]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/pakistanli-doktor-kalp-ameliyati-icin-istanbula-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/pakistanli-doktor-kalp-ameliyati-icin-istanbula-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- PAKİSTAN'da yaşayan 41 yaşındaki dahiliye uzmanı Rakesh Parkesh, kalbindeki mitral kapak rahatsızlığı nedeniyle tedavi olmak için yaklaşık 4 bin kilometre yol kat ederek İstanbul'a geldi. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nde küçük kesi yöntemiyle gerçekleştirilen mitral kapak tamiri ameliyatının ardından Parkesh'in sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, hastanın mitral kapağında çökme bulunduğunu belirterek, tedavi sürecinin uzun değerlendirmeler ve görüşmeler sonucunda planlandığını söyledi.</p>

<p>Hastanın aynı zamanda doktor olması nedeniyle tedavi seçeneklerine hakim olduğunu ifade eden Köksal, 'Mitral kapağın tamir edilmesini ve bunun minimal invaziv, yani küçük kesi yöntemiyle yapılmasını özellikle istiyordu. Kapak tamiri sonrası kan sulandırıcı kullanma zorunluluğu ortadan kalkabiliyor ve iyileşme süreci daha hızlı ilerleyebiliyor. Hastamızı İstanbul'a davet ettik ve küçük kesi yöntemiyle mitral kapak tamiri ameliyatını gerçekleştirdik. Kontrollerinde herhangi bir sorun görünmüyor. Kısa süre içerisinde ülkesine dönmesini planlıyoruz' dedi.</p>

<p>Pakistan'da da benzer ameliyatlar gerçekleştirdiğini söyleyen Prof. Dr. Köksal, hastanın bu kez tedavi için Türkiye'ye gelmeyi tercih ettiğini belirtti.</p>

<p>Ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesinde artış beklendiğini kaydeden Köksal, 'Mitral kapak tamiri başarılı şekilde gerçekleştirildiğinde hastalar günlük yaşamlarına sağlıklı şekilde devam edebiliyor. Hastamızın da bundan sonraki yaşamını normal şekilde sürdürmesini bekliyoruz' diye konuştu.</p>

<p>'RAPORLARIMI FARKLI ÜLKELERDEKİ MERKEZLERLE PAYLAŞTIM'</p>

<p>Pakistan'dan Türkiye'ye tedavi amacıyla geldiğini anlatan Rakesh Parkesh ise ameliyat öncesinde farklı ülkelerdeki sağlık merkezlerinden görüş aldığını söyledi.</p>

<p>Parkesh, 'Ameliyat öncesinde ciddi bir stres yaşıyordum. Tıbbi raporlarımı Amerika, Avrupa ve Türkiye'deki çeşitli merkezlerle paylaştım. Daha sonra Medipol ile iletişime geçtim ve Prof. Dr. Cengiz Köksal ile görüştüm. Görüşmelerimiz sonrasında ameliyatımı burada olmaya karar verdim' dedi.</p>

<p>Tedavi sürecinin planlandığı şekilde ilerlediğini ifade eden Parkesh, 'Şu an kendimi daha iyi hissediyorum. Bazı şikayetlerin tamamen ortadan kalkması zaman alabilir ancak iyileşme sürecimin olumlu ilerlediğini düşünüyorum' diye konuştu.</p>

<p>Hastanede geçirdiği süreçte sağlık çalışanlarının kendisiyle yakından ilgilendiğini belirten Parkesh, 'Randevu aşamasından ameliyat sonrasına kadar tüm süreçte destek gördük. Uzun bir yolculuk yaptım ancak burada kendimi güvende hissettim' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/pakistanli-doktor-kalp-ameliyati-icin-istanbula-geldi</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/pakistanli-doktor-kalp-ameliyati-icin-istanbula-geldi.jpg" type="image/jpeg" length="12073"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Yoğun bakımdaki mücadele, çoğu zaman kazanılmaktadır']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/yogun-bakimdaki-mucadele-cogu-zaman-kazanilmaktadir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/yogun-bakimdaki-mucadele-cogu-zaman-kazanilmaktadir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Berkay YILDIZ/SAMSUN, (DHA)-SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden (OMÜ) Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, 'Yoğun bakıma giren çıkamaz' düşüncesinin yanlış olduğunu belirterek, 'Yoğun bakım; ölümün beklendiği değil, yaşam için en yoğun mücadelenin verildiği yerdir. Burada verilen mücadele yalnızca ilaçlarla değil; bilgi, teknoloji, deneyim ve gece gündüz çalışan profesyonel ekiplerin koordinasyonuyla yürütülür. Yoğun bakım; yaşam ile ölüm arasındaki en kritik eşikte verilen bilimsel, insani ve büyük emek gerektiren bir mücadeledir. Ve çoğu zaman o mücadele kazanılmaktadır' dedi.</p>

<p>Halk arasında yoğun bakım süreçleriyle ilgili yanlış algıların bulunduğunu ifade eden OMÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, bu ünitelerde hastaların sağlık durumlarının anlık olarak takip edildiğini ve kapsamlı tedavi uygulandığını belirtti. Yoğun bakımda birçok hastanın yeniden sağlığına kavuşabildiğini söyleyen Dr. Kılıç, 'Bugün yoğun bakım tıbbı, geçmişe göre çok daha ileri bir noktadadır. Sepsis, ağır travma, solunum yetmezliği, ciddi enfeksiyonlar ve şok tablolarında yıllar önce kaybedilmesi kaçınılmaz görülen pek çok hasta artık hayata dönebilmektedir. Mekanik ventilasyon cihazlarından diyaliz sistemlerine, gelişmiş hemodinamik monitörlerden yapay organ destek teknolojilerine kadar birçok yenilik sayesinde insanlar yeniden ailelerine kavuşabilmektedir. Bu nedenle yoğun bakım ünitelerine yalnızca ölümle özdeşleşen yerler olarak bakmak doğru değildir. Yoğun bakım; yaşam ile ölüm arasındaki en kritik eşikte verilen bilimsel, insani ve büyük emek gerektiren bir mücadeledir. Ve çoğu zaman o mücadele kazanılmaktadır' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'TOPLUMDA OLUMSUZ ALGI VAR'</p>

<p>'Ne yazık ki toplumda, yoğun bakım ünitelerinin umutların tükendiği, hastaların hayata veda etmek için yatırıldığı yerler olduğu yönünde yaygın bir algı oluşmuş durumda' diyen Dr. Özgür Kılıç, şöyle dedi: 'Oysa gerçek bundan çok farklıdır. Yoğun bakım; ölümün beklendiği değil, yaşam için en yoğun mücadelenin verildiği yerdir. Burada verilen mücadele yalnızca ilaçlarla değil; bilgi, teknoloji, deneyim ve gece gündüz çalışan profesyonel ekiplerin koordinasyonuyla yürütülür. Yoğun bakım tıbbı, bozulan organ fonksiyonlarını anlamaya, geçici olarak desteklemeye ve hastaya yeniden toparlanması için zaman kazandırmaya çalışan modern tıbbın en ileri alanlarından biridir. 2015 yılından bu yana aktif olarak yoğun bakım ünitesinde çalışıyorum. Yakın zamanda ağır şok tablosunda yoğun bakıma aldığımız iki genç hastayı, günler süren yakın takip ve ileri destek tedavileriyle yeniden hayata döndürmeyi başardık. Bu başarı; yalnızca bir hekimin değil, 7 gün 24 saat çalışan hemşirelerin, uzmanların, yardımcı sağlık personelinin ve modern yoğun bakım teknolojisinin ortak emeğidir. Bazen bir monitördeki küçük bir değişiklik, bazen de dakikalar içinde verilen doğru bir karar bir insanın yaşamını belirleyebilir. Ancak toplumdaki bu olumsuz algının oluşmasının bazı gerçek nedenleri de vardır. Ülkemizde yoğun bakım yatakları zaman zaman akılcı kullanılmamakta; tıbben geri dönüş ihtimali son derece düşük olan, organ rezervleri tükenmiş, ileri evre kanser veya çok ağır kronik hastalıkları bulunan hastalar yaşamlarının son döneminde yoğun bakımlarda uzun süre yatmaktadır. Bu durum hem yoğun bakımın gerçek misyonunu gölgelemekte hem de 'yoğun bakıma giren çıkamaz' düşüncesini güçlendirmektedir.'</p>

<p>'HER HASTANIN İHTİYACI YOĞUN BAKIM DEĞİLDİR'</p>

<p>Dr. Kılıç, 'Şunu açıkça söylemek gerekir; biz yoğun bakım uzmanları mucize yaratamayız. Bilim zaten mucizeler üzerine değil; olasılıklar, fizyoloji ve tedavi edilebilirlik üzerine kuruludur. Eğer bir hastada organ rezervleri tamamen tükenmişse, kanser tüm vücudu sarmışsa ya da kronik hastalıklar geri dönüşsüz bir noktaya ulaşmışsa, yoğun bakım her zaman doğru yer olmayabilir. İşte bu noktada, gelişmiş sağlık sistemlerinin büyük önem verdiği palyatif bakım devreye girer. Palyatif bakım artık tedavinin değil, hastanın konforunun ön planda tutulduğu, ağrısının, nefes darlığının ve sıkıntılarının azaltıldığı, yakınlarıyla birlikte daha huzurlu ve onurlu bir şekilde yaşamının son dönemini geçirmesinin amaçlandığı özel bir bakım anlayışıdır. Her hastanın ihtiyacı yoğun bakım değildir. Bazen en doğru yaklaşım, hastayı makinelerin arasında yalnız bırakmak değil, sevdikleriyle birlikte insanca bir vedaya imkan tanımaktır' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Samsun</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/yogun-bakimdaki-mucadele-cogu-zaman-kazanilmaktadir</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/yogun-bakimdaki-mucadele-cogu-zaman-kazanilmaktadir.jpg" type="image/jpeg" length="54548"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Bayramda birkaç günlük diyet bozma ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/bayramda-birkac-gunluk-diyet-bozma-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/bayramda-birkac-gunluk-diyet-bozma-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nevra UÇKAÇ/İZMİR, (DHA)- SAĞLIK Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'nden Doç. Dr. Zeynep Altın, Kurban Bayramı süresince değişen beslenme alışkanlıklarının özellikle kronik hastalığı bulunan kişiler için ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi. Doç. Dr. Altın 'Bazı bireylerde birkaç günlük diyet bozma bile ciddi metabolik sonuçlar ortaya çıkarabilir. Tuz ve yağ oranı yüksek beslenme; tansiyon regülasyonunun bozulmasına, böbrek yükünün artmasına ve kalp hastalıkları açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilir' dedi.</p>

<p>SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'nden Doç. Dr. Zeynep Altın, Kurban Bayramı nedeniyle kurban etinin doğru saklama ve pişirme yöntemlerinden sıvı tüketimine kadar birçok konuda önemli uyarılarda bulundu. Bayramların paylaşmanın, dayanışmanın ve bir arada olmanın en kıymetli zamanlarından biri olduğunu belirten Doç. Dr. Altın, bayram sofralarının ise kültürün önemli bir parçasını oluşturduğunu ifade etti. Ancak bu sofraların zaman zaman 'aşırı tüketim festivaline' dönüştüğüne dikkat çeken Altın, özellikle metabolik hastalıkları bulunan bireylerin çok daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. Diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kalp-damar ve böbrek hastalığı bulunan kişilerin bayram süresince beslenmelerine özen göstermesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Altın, 'Özellikle metabolik hastalıkları olan bireylerde birkaç günlük diyet bozma bile ciddi metabolik sonuçlar ortaya çıkarabilir. Tuz ve yağ oranı yüksek beslenme; tansiyon regülasyonunun bozulmasına, böbrek yükünün artmasına ve kalp hastalıkları açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilir' dedi.</p>

<p>'KURBAN ETİ HEMEN TÜKETİLMEMELİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumda kurban etinin tüketimine ilişkin yanlış uygulamalar bulunduğunu belirten Doç. Dr. Altın, kesilen etin hemen tüketilmesinin sindirim sistemi açısından sakıncalı olduğunu ifade etti. Kesim sonrası ette 'ölüm katılığı' olarak bilinen rigor mortis döneminin oluştuğunu anlatan Doç. Dr. Altın, şunları söyledi:</p>

<p>'Kas etlerinin gevşemesi ve etin biyokimyasal olarak yenilmeye hazır hale gelmesi için kurban etinin yaklaşık 24 saat boyunca 4 derece sıcaklıkta, tercihen buzdolabı rafında bekletilmesi gerekir. Bu süreç tamamlanmadan tüketilen et, sindirim sistemi açısından rahatsızlıklara neden olabilir.'</p>

<p>'ETİ KÖMÜRLEŞTİRMEK KANSEROJEN RİSKİ OLUŞTURUYOR'</p>

<p>Bayramlarda mangal kültürünün yaygın olduğunu ancak pişirme yönteminin sağlık açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Doç. Dr. Altın, yüksek ısıda ve kömürleşecek şekilde pişirilen etlerin sağlık risklerini artırdığını belirtti. Kırmızı etin yüksek kaliteli bir protein kaynağı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Altın, 'Eti kömürleştirdiğimiz zaman içerisinde polisiklik aromatik hidrokarbonlar oluşuyor. Bunlar kanserojen risk taşıyan maddeler. Eti haşlama, fırında pişirme ya da kontrollü ızgara yöntemleriyle tüketmek daha sağlıklı olacaktır. Mangal yapılacaksa etin kömürleşmemesine dikkat edilmeli. Ayrıca ateş ile et arasında yaklaşık 15 santimetrelik bir mesafe bırakılması daha koruyucu olacaktır' diye konuştu.</p>

<p>BAYRAM SOFRALARININ GİZLİ DÜŞMANI, TUZ</p>

<p>Kurban Bayramı sofralarında özellikle kavurma ve işlenmiş et tüketimiyle birlikte yüksek miktarda tuz alındığını söyleyen Doç. Dr. Zeynep Altın, fazla tuz tüketiminin ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirdiğini belirtti. Doç. Dr. Altın, 'Tuz yükünün artması tansiyonun yükselmesine, tansiyon kontrolünün bozulmasına ve böbrek hastalıkları açısından risk oluşmasına neden olabilir. Özellikle hipertansiyon hastalarının bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor' diye konuştu. Doç. Dr. Altın, kuyruk yağı ve katı yağ tüketiminin de doymuş yağ alımını artırarak kalp sağlığını olumsuz etkilediğini vurguladı.</p>

<p>'SICAK HAVALARDA SIVI TÜKETİMİ ARTTIRILMALI'</p>

<p>Bayramın sıcak yaz günlerine denk geldiğine dikkat çeken Doç. Dr. Altın, fazla et tüketiminin böbrekler üzerinde ek protein yükü oluşturduğunu, bu nedenle sıvı tüketiminin artırılması gerektiğini söyledi. Yüksek sıcaklıkların vücudun sıvı ihtiyacını daha da artırdığını belirten Doç. Dr. Altın, 'Hem sıcak hava hem de fazla protein tüketimi nedeniyle günlük sıvı alımına ekstra dikkat edilmeli. Özellikle tuz tüketimi arttığında sıvı ihtiyacı da yükseliyor' dedi.</p>

<p>Sağlıklı bir bayram sofrasının nasıl olması gerektiğine ilişkin de bilgi veren Doç. Dr. Zeynep Altın, ideal tabak düzenini anlattı. Altın, 'Tabağın dörtte biri kırmızı etten oluşmalı. Yarısı mutlaka bol yeşillik ve salata olmalı. Lif içeriği yüksek sebzeler hem C vitamini açısından zenginlik sağlar hem de metabolik dengeyi korumaya yardımcı olur. Geri kalan dörtte birlik bölüm ise tam tahıllı gıdalardan oluşabilir' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/bayramda-birkac-gunluk-diyet-bozma-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/bayramda-birkac-gunluk-diyet-bozma-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="68104"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Bayramda kontrolsüz et tüketimi kalp krizi riskini artırabilir']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/bayramda-kontrolsuz-et-tuketimi-kalp-krizi-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/bayramda-kontrolsuz-et-tuketimi-kalp-krizi-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- KURBAN Bayramı'nda artan kırmızı et tüketiminin özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından dikkat gerektirdiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Yolcu, 'Özellikle ilk günlerde yapılan aşırı et tüketimi kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir. Kırmızı etin özellikle yağlı kısımları fazla tüketildiğinde LDL yani kötü kolesterol seviyesini yükseltebilir. Bunun yanında tansiyon yükselmesine de katkıda bulunabilir. Tüm bu durumlar damar sertliği ve damar tıkanıklığı riskini artırabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayram sofralarında yağlı kırmızı et, kavurma, sakatat ve şerbetli tatlı tüketiminin artmasının; hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve damar hastalıkları bulunan kişiler için risk oluşturabileceğini ifade eden İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Yolcu, özellikle ilk günlerde yapılan aşırı et tüketiminin kalp sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söyledi.</p>

<p>'YAĞLI ET TÜKETİMİ DAMAR SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİR'</p>

<p>Kırmızı etin özellikle yağlı bölümlerinin yüksek miktarda doymuş yağ ve kolesterol içerdiğini belirten Doç. Dr. Mustafa Yolcu, 'Kırmızı etin özellikle yağlı kısımları fazla tüketildiğinde LDL yani kötü kolesterol seviyesini yükseltebilir. Bunun yanında tansiyon yükselmesine de katkıda bulunabilir. Tüm bu durumlar damar sertliği ve damar tıkanıklığı riskini artırabilir. Özellikle hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve kalp yetmezliği bulunan kişilerde şikâyetlerin artmasına neden olabilir' dedi.</p>

<p>'KALP HASTALARI PORSİYON KONTROLÜNE DİKKAT ETMELİ'</p>

<p>Bayramda kalp hastalarının beslenme düzenine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yolcu, 'Kalp hastaları eti porsiyon kontrolüyle tüketmeli, mümkün olduğunca yağsız veya az yağlı bölümleri tercih etmelidir. Kızartma yerine haşlama, fırında pişirme veya ızgara yöntemleri kullanılmalıdır. Gün içinde tek öğünde aşırı miktarda et tüketilmemeli, tuzlu et ve işlenmiş ürünlerden uzak durulmalıdır. Etin yanında mutlaka sebze ve salata gibi lifli besinlere yer verilmelidir' diye konuştu.</p>

<p>'GÜNLÜK ET TÜKETİMİ ÖLÇÜ ÖNEMLİ'</p>

<p>Hipertansiyon, yüksek kolesterol ve damar tıkanıklığı bulunan kişilerin günlük et tüketiminde aşırıya kaçmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Yolcu, 'Kişinin sağlık durumuna göre değişmekle birlikte genel yaklaşım olarak günlük pişmiş kırmızı et tüketiminin yaklaşık 90-120 gramı aşmaması önerilmektedir. Aynı gün içerisinde birden fazla ağır et öğünü tüketilmemeli, öğünler dengeli şekilde planlanmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'YENİ KESİLMİŞ ET HEMEN TÜKETİLMELİ'</p>

<p>Yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesinin sindirim sistemi açısından uygun olmadığını dile getiren Doç. Dr. Yolcu, 'Dinlendirilmemiş et daha sert olur ve sindirimi zorlaştırabilir. Bu durum şişkinlik, hazımsızlık ve mide problemlerine yol açabilir. Etin buzdolabında birkaç saat ila 24 saat arasında dinlendirilmesi önerilmektedir. Özellikle yaşlı bireyler, kalp hastaları ve mide-bağırsak hassasiyeti bulunan kişiler için bu durum daha büyük önem taşımaktadır' dedi.</p>

<p>'SAKATAT VE TUZLU GIDALAR RİSK OLUŞTURABİLİR'</p>

<p>Sakatat tüketiminin de kalp ve damar hastaları açısından risk taşıdığına dikkat çeken Yolcu, 'Karaciğer, böbrek, dalak ve beyin gibi sakatat ürünleri yüksek kolesterol içerebilir. Ayrıca bazı sakatat türleri ürik asit düzeyini artırabilir. Bu nedenle hipertansiyon, damar tıkanıklığı ve yüksek kolesterol problemi bulunan kişilerin sakatat tüketimini ciddi şekilde sınırlandırması gerekir' diye konuştu.</p>

<p>'ŞERBETLİ YERİNE HAFİF TATLILAR TERCİH EDİN'</p>

<p>Bayram sofralarında etin yanında bol yeşillik, salata, yoğurt ve zeytinyağlı sebzelerin tercih edilmesini öneren Doç. Dr. Yolcu, 'Pilav, börek, kızartma ve ağır tatlıların aynı öğünde fazla tüketilmesi kalori ve yağ yükünü artırabilir. Şerbetli ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar veya meyve tercih edilmesi daha sağlıklı olacaktır. Özellikle sıcak havalarda yeterli su tüketilmemesi tansiyon ve ritim problemlerini artırabileceği için gün içinde yeterli miktarda su içilmelidir' dedi.</p>

<p>'BAZI BELİRTİLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ'</p>

<p>Bayram süresince ortaya çıkabilecek bazı şikâyetlerin ciddi sağlık problemlerinin habercisi olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Yolcu, 'Göğüste baskı veya ağrı, nefes darlığı, çarpıntı, ani tansiyon yükselmesi, soğuk terleme, sol kola ya da çeneye yayılan ağrı, bayılma hissi ve açıklanamayan halsizlik gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Özellikle daha önce kalp hastalığı öyküsü bulunan kişiler bu belirtileri hazımsızlık diyerek geçiştirmemelidir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/bayramda-kontrolsuz-et-tuketimi-kalp-krizi-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/bayramda-kontrolsuz-et-tuketimi-kalp-krizi-riskini-artirabilir.jpg" type="image/jpeg" length="31486"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Bilinçsiz şekilde alınan takviyeler faydadan çok zarar verebilir']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- KONTROLSÜZCE artan takviye ve yöntemlerin insan sağlığını tehdit edebileceğini söyleyen Medipol Sağlık Grubu'ndan GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan, 'Hiç kimse kendi kendine takviye kullanmamalı. Eczaneden ya da internetten bilinçsiz şekilde alınan ürünler faydadan çok zarar verebilir. Mutlaka tetkikler yapılmalı ve ihtiyaç varsa uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan 'Longevity' kavramının yeni bir yaklaşım olmadığını ifade ederek, 'Aslında uzun ve sağlıklı yaşam dediğimiz şey, geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinin temelinde uzun yıllardır yer alıyor. Ozon tedavisi, homeopati, fitoterapi, hacamat ve sülük tedavisi gibi uygulamalar doğru şekilde yapıldığında bu sürecin bir parçasıdır. Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak misali avuç dolusu takviye almanın uzun ve sağlıklı yaşam için olumlu etkisi yok. Önceleri kimyasal ilaçlar kullanılırdı şimdi ise iş takviyelere döndü' dedi.</p>

<p>'HASTALANMADAN ÖNCE ÖNLEM ALINMALI'</p>

<p>Toplumda geleneksel tedavi yöntemlerine genellikle hastalık sonrası başvurulduğunu belirten Özcan, bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Dr. Özcan, 'Asıl önemli olan hastalanmadan önce önlem almak. Longevity dediğimiz yaklaşım da tam olarak budur. Sağlıklı kalmayı hedefler' diye konuştu.</p>

<p>Dr. Özcan, 'Hiç kimse kendi kendine takviye kullanmamalı. Eczaneden ya da internetten bilinçsiz şekilde alınan ürünler faydadan çok zarar verebilir. Mutlaka tetkikler yapılmalı ve ihtiyaç varsa uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Tabi ki sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteler unutulmamalı' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'HER TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANMALI'</p>

<p>Her bireyin sağlık durumunun farklı olduğunu belirten Dr. Özcan, 'Birine iyi gelen bir yöntem başkası için uygun olmayabilir. Bu nedenle tüm tedavi süreçleri kişiye özel planlanmalıdır. Ozon tedavisi gibi yöntemler de ancak uygun görülen hastalarda ve uzman hekim tarafından uygulanmalıdır' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir.jpg" type="image/jpeg" length="20818"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Ebola'da erken belirtiler grip ile karışabiliyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/ebolada-erken-belirtiler-grip-ile-karisabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/ebolada-erken-belirtiler-grip-ile-karisabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- BİRUNİ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, Ebola virüsünün özellikle enfekte kişilerin vücut sıvılarıyla temas yoluyla bulaştığını belirterek, erken belirtilerin grip benzeri hastalıklarla karıştırılabildiğini söyledi. Hraloğlu, riskli bölgelere seyahat edecek kişilere de 'Hijyen kurallarına dikkat edin, hasta kişilerle ve yabani hayvanlarla temastan kaçının' uyarılarında bulundu.</p>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, 'Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde ortaya çıkan yeni Ebola salgını dünya genelinde endişeye neden oldu. Yüzlerce kişiye virüs bulaştığından şüphe edilirken, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) alarma geçti, birçok ülke ise sınır önlemlerini artırdı. Yüksek ölüm oranı ve hızlı yayılım riski nedeniyle Ebola, küresel sağlık otoritelerinin yakından takip ettiği enfeksiyon hastalıkları arasında yer alıyor' dedi.</p>

<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Hraloğlu, Ebola virüsünün özellikle enfekte kişilerin vücut sıvılarıyla temas yoluyla bulaştığını belirterek, erken belirtilerin grip benzeri hastalıklarla karıştırılabildiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Müberra Hraloğlu, Ebola'nın ortoebolavirüs adı verilen virüs grubunun neden olduğu ciddi ve ölümcül bir enfeksiyon hastalığı olduğunu ifade etti.</p>

<p>'VİRÜS VÜCUT SIVILARIYLA BULAŞIYOR'</p>

<p>Ebola'nın insandan insana bulaşabildiğine dikkat çeken Dr. Hraloğlu, 'Virüs; enfekte kişilerin kanı, kusmuğu, dışkısı ve diğer vücut sıvılarıyla doğrudan temas sonucu yayılabiliyor. Ayrıca kontamine olmuş giysi, yatak örtüsü, iğne ve tıbbi ekipmanlar da bulaş kaynağı olabiliyor' dedi.</p>

<p>'İLK BELİRTİLER GRİP VE SITMAYLA KARIŞABİLİYOR'</p>

<p>Hastalığın kuluçka süresinin 2 ila 21 gün arasında değişebildiğini belirten Dr. Hraloğlu, erken dönemde görülen belirtilerin farklı enfeksiyon hastalıklarıyla karıştırılabildiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Hraloğlu, 'Ebola'da ilk aşamada ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı ve boğaz ağrısı gibi belirtiler görülebiliyor. Hastalık ilerledikçe kusma, ishal, karın ağrısı, döküntü ve organ fonksiyonlarında bozulma gelişebiliyor. Bazı vakalarda iç ve dış kanamalar da ortaya çıkabiliyor' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'ÖLÜM ORANI YÜZDE 50'YE KADAR ÇIKABİLİYOR'</p>

<p>Ebola'nın ölümcül seyredebildiğini vurgulayan Hraloğlu, 'Geçmiş salgınlarda ölüm oranları virüs türüne ve sağlık hizmetlerine erişime bağlı olarak yüzde 25 ile yüzde 90 arasında değişti. Genel ortalamaya bakıldığında ise Ebola'ya yakalanan kişilerin yaklaşık yarısı hayatını kaybedebiliyor. Bu nedenle erken tanı, izolasyon ve destek tedavisi büyük önem taşıyor' diye konuştu.</p>

<p>Dr. Müberra Hraloğlu, riskli bölgelere seyahat edecek kişilere şu uyarılarda bulundu:</p>

<p>'Hijyen kurallarına dikkat edilmeli, hasta kişilerle ve yabani hayvanlarla temastan kaçınılmalı.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/ebolada-erken-belirtiler-grip-ile-karisabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/09/asi-ebola.jpg" type="image/jpeg" length="57777"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Menopoz yaşı 40'lı yaşlara kadar düştü']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/menopoz-yasi-40li-yaslara-kadar-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/menopoz-yasi-40li-yaslara-kadar-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- KADINLARDA doğurganlık oranlarının giderek düşmesi ve menopoz yaşının geçmiş yıllara kıyasla çok daha erken yaşlara kaydığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Evrim Bostancı Ergen; bu tehlikeli tablonun yalnızca genetik kodlarla değil, yoğun stres, hatalı beslenme ve çevresel faktörlerle de doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, 'Eskiden 47-48 yaşlarında gördüğümüz menopoz, artık 40-45 yaş aralığında daha sık karşımıza çıkabiliyor. Bunun arkasında stres, beslenme alışkanlıkları, genetik ve çevresel faktörler yer alıyor' dedi.</p>

<p>Menopoz yaşının giderek gerilediğine dikkat çeken Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Evrim Bostancı Ergen, kadınların üreme sağlığına ve doğurganlık yönetimine dair önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>'MENOPOZ YAŞI GERİLİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Ergen, kadınlarda menopoz yaşının geçmişe göre daha erken dönemlere çekildiğini belirterek, 'Eskiden 47-48 yaşlarında gördüğümüz menopoz, artık 40-45 yaş aralığında daha sık karşımıza çıkabiliyor. Bunun arkasında stres, beslenme alışkanlıkları, genetik ve çevresel faktörler yer alıyor' dedi.</p>

<p>Doğurganlık değerlendirmesinde sıkça kullanılan AMH testine değinen Prof. Dr. Ergen, 'AMH bir fikir verir ancak tek başına yeterli değildir. En doğru değerlendirme, deneyimli bir jinekoloğun yaptığı yumurta sayımı ile mümkündür' diye konuştu. Kadınların düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Gelişen teknoloji sayesinde doğurganlığın yönetilebilir hale geldiğini belirten Prof. Dr. Ergen, 'Kadınlar çocuk sahibi olmayı ertelemek istediklerinde yumurta dondurma gibi yöntemlerle doğurganlıklarını koruyabilir. Bu sayede ilerleyen yaşlarda da anne olma şansı artırılabilir' diye konuştu.</p>

<p>Doğurganlık açısından bazı yaş aralıklarının kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergen, '37, 40 ve 42 yaş bizim için önemli eşikler. Bu nedenle kadınların her yıl düzenli kontrole giderek yumurtalık rezervlerini takip ettirmesi büyük önem taşıyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/menopoz-yasi-40li-yaslara-kadar-dustu</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/menopoz-yasi-40li-yaslara-kadar-dustu.jpg" type="image/jpeg" length="51488"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Hipertansiyon yıllarca belirti vermeyebilir]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/uzmani-uyardi-hipertansiyon-yillarca-belirti-vermeyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/uzmani-uyardi-hipertansiyon-yillarca-belirti-vermeyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- KARDİYOLOJİ Uzmanı Prof. Dr. Emre Durakoğlugil, hipertansiyonun Türkiye'de giderek yaygınlaşan önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, 'Yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30'u yüksek tansiyon hastası. Hastaların büyük bölümü durumundan habersiz yaşamaktadır. Hipertansiyon uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilir. Düzenli tansiyon ölçümü, erken tanı ve yaşam tarzı değişiklikleri; kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini azaltmada hayati önem taşımaktadır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güven Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Emre Durakoğlugil, hipertansiyon hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Durakoğlugil, Türkiye'de yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30'unun yani 15 milyonu aşkın kişinin yüksek tansiyon hastası olduğunu belirterek, 'Bu kişilerin yaklaşık yarısı hastalığından habersiz yaşamaktadır. Tanı alan hastaların da yalnızca 3'te 1'i kan basıncını hedef değerlerde tutabilmektedir. Hipertansiyon ülkemizde kalp krizi ve felç kaynaklı ölümlerin birincil risk faktörü olmayı sürdürmekte. 45 yaş üzeri nüfusun yüzde 40'ından fazlasında hipertansiyon görülüyor ve kentsel yaşam tarzı, hareketsizlik ile yüksek tuz tüketimi bu yayılımı hızlandırmaktadır' diye konuştu.</p>

<p>'BELİRTİ OLMAKSIZIN YILLARCA İLERLEYEBİLİR'</p>

<p>Hipertansiyonun en tehlikeli özelliğinin uzun yıllar boyunca hiçbir belirti vermeksizin ilerleyebilmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Durakoğlugil, 'Bu nedenle pek çok kişi kalp krizi ya da felç gibi ağır bir komplikasyon yaşayana dek hastalığından haberdar değildir. Kan basıncı aşırı yükseldiğinde veya kronik hasar belirginleştiğinde ortaya çıkabilecek uyarı işaretleri vardır. Özellikle sabah saatlerinde baş ağrısı ve ense ağrısı, çarpıntı, görme bulanıklığı, baş dönmesi, kulak çınlaması, nefes darlığı ve burun kanaması dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor. Toplumumuzda 'tansiyonum yüksek olsa kendim hissederim' gibi yaygın ama son derece tehlikeli bir yanılgı bulunuyor. Oysa hipertansiyon, hiçbir şikâyet vermeden yıllarca sessizce seyredebilir ve bu süreçte damarları, kalbi, böbrekleri ve beyni tahrip etmeye devam eder. Beklememek gerekiyor; her yetişkinin düzenli aralıklarla kan basıncını ölçtürmesi şart' dedi.</p>

<p>'TEDAVİDE İLAÇ KADAR YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ DE BELİRLEYİCİ'</p>

<p>Prof. Dr. Durakoğlugil, hipertansiyon tedavisinin ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişikliği olmak üzere iki temel ayaktan oluştuğunu belirterek, 'Erken evre vakalarda ilaçsız önlemler kan basıncını kontrol altına almak için yeterli olabilir. Ancak orta ve ileri evrelerde ilaç tedavisi kaçınılmazdır. İlaç sadece kan basıncını düşürmekle kalmayıp organ hasarını önlemede de belirleyici bir işlev görmektedir. Tuz tüketimini günde 5 gramın altına indirmek, haftada 150 dakika düzenli aerobik egzersiz, sağlıklı kilo yönetimi, alkolün sınırlandırılması ve sigaranın bırakılması; bunların her biri kan basıncı üzerinde ölçülebilir, kanıtlanmış bir etki yaratıyor. Düzenli ölçüm, erken tanı ve yaşam tarzı değişikliklerinin bir araya gelmesiyle hipertansiyona bağlı kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği vakaları büyük ölçüde önlenebilir. Yılda en az bir kez tansiyonunuzu ölçtürün; 40 yaş üzerindeyseniz ya da ailenizde hipertansiyon varsa bunu altı ayda bir yapın. Belirti beklemeden harekete geçmek, bu hastalıkta hayat kurtarır. Çünkü hipertansiyon sessiz ilerler; ama zararları sessiz olmaz. Şüphe duyduğunuzda beklemeden bir kardiyoloji uzmanına başvurun; erken tanı, sağlıklı bir geleceğin en sağlam güvencesidir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/uzmani-uyardi-hipertansiyon-yillarca-belirti-vermeyebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/06/tansiyon-02.jpeg" type="image/jpeg" length="54863"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Şekli değişen benler dikkate alınmalı]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/uzmani-uyardi-sekli-degisen-benler-dikkate-alinmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/uzmani-uyardi-sekli-degisen-benler-dikkate-alinmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ANKARA, (DHA)- DERMATOLOJİ Uzmanı Prof. Dr. Mukadder Uzar Koçak, bilinçsiz güneşlenme alışkanlıkları, güneş yanıkları ve korunmasız ultraviyole (UV) maruziyetinin dünya genelinde cilt kanseri vakalarının artışında etkili olduğunu belirterek, 'Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak, deri kanserleri açısından en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Şekli değişen benler dikkate alınmalıdır. Güneşten korunmak ve erken tanı deri kanserlerine bağlı riskleri azaltmada kritik rol oynuyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güven Çayyolu Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Mukadder Uzar Koçak, 1-31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Koçak, deri kanserlerinin giderek daha sık görüldüğünü belirterek özellikle güneşe yoğun maruz kalan kişilerde riskin arttığını söyledi. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmanın deri kanserleri açısından en önemli risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Koçak, 'Deri tümörleri köken aldıkları hücrelere göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Deri kanserleri genel olarak melanom ve melanom dışı deri kanserleri olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Melanom dışı deri kanserleri, tüm deri kanserleri içerisinde en sık görülen gruptur. Melanom dışı deri kanserleri kendi içinde bazal hücreli karsinom ve skuamöz hücreli karsinom olarak ikiye ayrılır. Bazal hücreli karsinom tüm deri kanserlerinin yaklaşık yüzde 75-80'ini oluşturmaktadır' diye konuştu.</p>

<p>'AÇIK TENLİ VE GÜNEŞE YOĞUN MARUZ KALAN KİŞİLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR'</p>

<p>Bazal hücreli karsinomun daha çok açık tenli, renkli gözlü, kızıl saçlı ve ileri yaş bireylerde görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Koçak, 'Vakaların büyük kısmı güneşe en çok maruz kalan baş-boyun bölgesinde ortaya çıkmaktadır. Özellikle uzun yıllar güneş maruziyeti olan kişiler risk altındadır. Risk faktörleri arasında genetik yatkınlığın yanı sıra güneş ışınları önemli rol oynamaktadır. Özellikle aralıklı ve yoğun güneş maruziyeti dediğimiz intermittent güneş alımı, deri kanserleri açısından önemli risk faktörleri arasında yer alır. Melanom dışı deri kanserlerinden biri olan skuamöz hücreli karsinom daha agresif seyredebilmektedir. Bu kanser türü tüm deri kanserlerinin yaklaşık yüzde 20'sini oluşturur. Baş-boyun bölgesinde sık görülür ve metastaz yapabilme riski taşır. Özellikle yanık izleri, kronik yaralar ve skar dokuları üzerinde gelişebilmektedir. Bu tür lezyonlar ihmal edilmemelidir' dedi.</p>

<p>Melanomun deriye rengini veren hücrelerden köken aldığını belirten Prof. Dr. Koçak, 'Melanom, tüm dünyada görülme sıklığının artması ve ölümcül seyredebilmesi nedeniyle üzerinde en fazla durulması gereken deri kanseridir. Melanomların yaklaşık yüzde 20'si mevcut benlerden gelişebilir. Özellikle doğumsal benlerin yakın takibi büyük önem taşımaktadır. Benlerde şekil, renk, sınır veya boyut değişikliği fark edildiğinde mutlaka dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Tüm deri kanserlerinde genetik yatkınlık ve güneş ışığı temel risk faktörlerindendir. Birinci faktör genetik, ikinci faktör güneş ışığıdır. Bu nedenle özellikle yaz aylarında güneşten korunma alışkanlıklarının ihmal edilmemesi gerekir. Güneşten korunma yalnızca yaz aylarında değil yıl boyunca önemlidir. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı, uzun süre direkt güneş altında kalmama ve düzenli dermatolojik kontrollere dikkat edilmelidir. Tedavide erken tanı büyük önem taşımaktadır. Her üç deri kanseri türünde de temel yaklaşım, lezyonun güvenlik sınırları bırakılarak tamamen çıkarılmasıdır. Erken dönemde fark edilen vakalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmaktadır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/uzmani-uyardi-sekli-degisen-benler-dikkate-alinmali</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/uzmani-uyardi-sekli-degisen-benler-dikkate-alinmali.jpg" type="image/jpeg" length="36905"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Çölyak her yaşta ortaya çıkabiliyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/colyak-her-yasta-ortaya-cikabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/colyak-her-yasta-ortaya-cikabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- ÇÖLYAK hastalığının halk arasında çocukluk çağı hastalığı olarak bilindiğini ancak her yaşta ortaya çıkabildiğini belirten Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nevzat Aykut Bayrak, 16 Mayıs Uluslararası Çölyak Günü kapsamında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nevzat Aykut Bayrak, bağırsakların; buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunan gluten adlı proteine karşı gösterdiği ömür boyu süren kronik bir hassasiyet olan çölyak hastalığnın, toplumda her 100 kişiden birinde görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Bayrak, 'Sadece ishal ve kilo alamama ile sınırlı kalmayan bu sinsi hastalık; vitamin eksikliğinden büyüme geriliğine, kemik erimesinden kısırlığa kadar birçok farklı belirtiyle kendini gösterebiliyor' dedi.</p>

<p>16 Mayıs Uluslararası Çölyak Günü dolayısıyla uyarılarda bulunan Doç. Dr. Nevzat Aykut Bayrak, her yaşta ortaya çıkabilen hastalığın teşhisinde geç kalınmaması gerektiğini ve tek tedavinin tavizsiz bir glutensiz diyet olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'YAŞ SINIRI YOK'</p>

<p>Çölyak hastalığının yalnızca çocukluk çağında görülmediğini belirten Doç. Dr. Bayrak, 'Çölyak 3 yaşında da tanı alabilir, 30 yaşında da ortaya çıkabilir. Bu nedenle her zaman akılda tutulması gereken bir hastalık. Hastalık klasik belirtiler dışında farklı şikâyetlerle de kendini gösterebiliyor. Artık daha sık vitamin eksiklikleri, karın ağrısı, huzursuzluk, kabızlık ve büyüme gelişme geriliği gibi belirtilerle karşılaşıyoruz' diye konuştu.</p>

<p>'KEMİK ERİMESİNDEN KISIRLIĞA KADAR ETKİLEYEBİLİYOR'</p>

<p>Çölyak hastalığının tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Bayrak, 'Kemik erimesi, unutkanlık, B12 ve D vitamini eksiklikleri, folik asit eksiklikleri hatta infertilite dediğimiz çocuk sahibi olamama sorunları görülebiliyor. Nadir durumlarda da çölyak kriziyaşanabilir. Şiddetli ishal ve karın ağrısı ile hastalar hastaneye başvurabiliyor' dedi.</p>

<p>'TEDAVİSİ İLAÇ DEĞİL, DİYET'</p>

<p>Çölyak hastalığında en etkili tedavinin glutensiz beslenme olduğunu ifade eden Doç. Dr. Bayrak, 'Buğday, arpa, çavdar ve yulaf içeren yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor. Ayrıca hastalığa neden olan gluten maddesi gıda sanayiinde 'kıvam arttırıcı' olarak çok yaygın kullanılıyor ve birçok paketli üründe bulunabiliyor. Paketli ürünlerin etiketlerinin mutlaka okunması gerekir. Küçük miktarda gluten teması bile hastalarda sorun oluşturabiliyor. Gluten maruziyeti devam ettiğinde büyüme geriliği, vitamin eksiklikleri ve bazı nadir kanser türlerine kadar uzanan ciddi tablolar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle diyetin çok dikkatli uygulanması gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/colyak-her-yasta-ortaya-cikabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/colyak-her-yasta-ortaya-cikabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="90971"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Prostat büyümesi, 40 yaş sonrası erkekleri tehdit ediyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/prostat-buyumesi-40-yas-sonrasi-erkekleri-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/prostat-buyumesi-40-yas-sonrasi-erkekleri-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA) - PROSTATIN yaşla birlikte farklı bir sürece girdiğini belirten Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, 'Prostatın bulunduğu anatomik konum oldukça önemlidir. Mesaneden çıkan idrar kanalı prostatın içinden geçer. Genç yaşlarda sorun yaratmayan bu durum, özellikle 40 yaş üzerinde prostat büyüdükçe idrar akışını etkileyebilir' dedi.</p>

<p>Medical Park TEM Hastanesi'nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, prostatın çoğu zaman yalnızca hastalıklarıyla anıldığını ancak genç yaşlarda erkek üreme sağlığında kritik rol oynayan önemli bir organ olduğunu söyledi.</p>

<p>Prostattaki hastalıkların genç yaşlarda genellikle fark edilmediğine değinen Prof. Dr. Kaplan, 'Oysa prostat, salgıladığı özel sıvı sayesinde sperm hücrelerinin hareketini kolaylaştırır ve yumurtaya daha hızlı ulaşmalarını sağlar. Aynı zamanda sperm DNA'sını olası hasarlardan koruyarak üreme sürecinde önemli bir görev üstlenir' diye konuştu.</p>

<p>'PSA'NIN ASIL GÖREVİ FARKLI'</p>

<p>Prostatın salgıladığı sıvı içerisinde PSA adı verilen önemli bir protein bulunduğunu ifade eden Kaplan, 'PSA'nın asıl yeri kandan çok menidir. Bu protein, meniyi akışkan hale getirerek sperm hücrelerinin daha rahat hareket etmesini sağlar. Yani gençlik döneminde prostat, yeni bir hayatın başlamasında sessiz bir yardımcıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'YAŞLA BİRLİKTE TABLO DEĞİŞİYOR'</p>

<p>Prostatın yaşla farklı bir sürece girdiğini belirten Prof. Dr. Kaplan, 'Prostatın bulunduğu anatomik konum oldukça önemlidir. Mesaneden çıkan idrar kanalı prostatın içinden geçer. Genç yaşlarda sorun yaratmayan bu durum, prostat büyüdükçe idrar akışını etkileyebilir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>Özellikle 40'lı yaşlardan sonra prostatın büyüme eğilimi gösterdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaplan, 'Bu büyüme idrar kanalını daraltarak idrar yapmayı zorlaştırabilir. İdrar akımında zayıflama, sık idrara çıkma ve gece uykudan uyandıran idrar hissi en sık görülen belirtiler arasındadır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'İLERLERSE CİDDİ SORUNLARA YOL AÇABİLİR'</p>

<p>Bu durumun yalnızca konforu etkilemediğini söyleyen Prof. Dr. Kaplan, 'Zamanla mesanenin tam boşalamamasına neden olabilir. İleri durumlarda mesane fonksiyonları bozulabilir ve hatta kronik böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir' diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Kaplan, bu tablonun tıpta 'Benign Prostat Hiperplazisi' yani iyi huylu prostat büyümesi olarak adlandırıldığını belirtti.</p>

<p>'PSA HASTALIKLARIN DA HABERCİSİ OLABİLİR'</p>

<p>Prostat hastalıklarında hücre yapısının değişmesiyle PSA'nın da farklı davrandığını ifade eden Prof. Dr. Kaplan, 'Normalde menide bulunması gereken PSA, bazı hastalıklarda kana daha fazla geçer. Bu nedenle PSA testi, başta prostat kanseri olmak üzere prostat hastalıklarının değerlendirilmesinde önemli bir belirteçtir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>Prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kaplan, erken tanının önemine dikkat çekti.</p>

<p>'AYNI ORGAN, FARKLI DÖNEMLERDE FARKLI ROL OYNAR'</p>

<p>Prostatın yaşam boyunca farklı roller üstlendiğini belirten Prof. Dr. Kaplan, 'Aynı organ ve aynı madde, gençlikte üreme sürecine katkı sağlarken ilerleyen yaşlarda hastalıkların habercisi olabilir' dedi.</p>

<p>'DÜZENLİ KONTROL HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR'</p>

<p>Vücudun zamanla çeşitli sinyaller verdiğini ifade eden Kaplan, 'Bu sinyaller bazen basit bir rahatsızlık hissiyle, bazen de yalnızca küçük bir kan değeri değişikliğiyle ortaya çıkar. Önemli olan bu işaretleri fark etmek ve ciddiye almaktır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaplan, '50 yaşından sonra yılda bir kez üroloji uzmanına başvurularak prostat kontrolü yaptırılması gerekir' diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/prostat-buyumesi-40-yas-sonrasi-erkekleri-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/prostat-buyumesi-40-yas-sonrasi-erkekleri-tehdit-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="46717"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser hastasının ameliyatla bacağı kesilmekten kurtuldu]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ayşenur DEMİRTAŞ-Batuhan DURNAOĞLU/ANKARA, (DHA)- ANKARA'da 1,5 kiloluk yumuşak doku tümörü nedeniyle sağ bacağı kesilme riski bulunan Dilek Türken (48), başarılı geçen ameliyatla sağlığına kavuştu.</p>

<p>Yozgat'ta çiftçilikle uğraşan, 30 yıllık evli ve 1 çocuk annesi Dilek Türken, yaklaşık 1 yıl önce sağ bacağında ağrı ve şişlik hissetmeye başladı. Şikayetlerinin artması üzerine hastaneye başvuran Türken'e yumuşak doku kanseri teşhisi konuldu. Tümörün ana damarları ve sinirleri sarması nedeniyle başvurduğu merkezlerde bacağının kesilmesi gerektiği söylenen Türken, Ankara'ya sevk edildi. Ankara'da Ortopedi ve Travmatoloji uzmanları Prof. Dr. Murat Arıkan ve Doç. Dr. Sinan Yılmaz tarafından gerçekleştirilen, kalp-damar cerrahisi ve onkoloji birimlerinin de yer aldığı multidisipliner operasyonla, 1,5 kiloluk dev tümör, bacak korunarak çıkarıldı. Operasyonun ardından 4-5 gün içinde destekle yürümeye başlayan Dilek Türken, şu an temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayabiliyor.</p>

<p>'HAYATIMIZ TEPETAKLAK OLDU'</p>

<p>Son 3 ayda bacağındaki şişlik ve ağrıların çok arttığını söyleyen Dilek Türken, 'Sorgun Devlet Hastanesi'ne gittim. Orada bir ortopedi hocası bana yumuşak doku tümörü olduğunu söyledi. Sonra Yozgat'taki bir hocaya gittim. O hoca beni direkt Murat Hoca'ya gönderdi. Ankara'ya geldik. Burada birkaç hastaneye daha gittik. O hastanede doktor bana bacağımın kesileceğini ya da 'Nereden başlasak, iç organlarından mı başlasak' gibi çok kötü şeyler söyledi. Psikolojik olarak ailem ve ben çok üzüldük, çok yıprandık. Yani bütün hayatımız tepetaklak oldu' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'ŞU AN ÇOK İYİYİM'</p>

<p>Ameliyat sonrası yeniden yürümeye başladığını söyleyen Türken, 'Murat Hoca bize bu ameliyatı yapabileceğini ve en az hasarla çıkarabileceğini söyledi. Tabii biz de Murat Hoca'ya kendimizi bıraktık, güvendik. Murat Hoca da sağ olsun Sinan Hoca'yla birlikte çok başarılı bir ameliyat yaptı. Şu an yürümem, ayakta durmam yani bunların hepsi bir mucize. Ameliyattan 4-5 gün sonra yavaş yavaş ayağıma basabilmeye, bacağımı kullanmaya başladım, yürümeye başladım. Şu anda gördüğünüz gibi gayet iyiyim. Yani ayakta durabiliyorum, yürüyebiliyorum, çayımı alabiliyorum. Temel ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. Şu an çok iyiyim' diye konuştu.</p>

<p>'BACAĞI KURTARDIĞIMIZ İÇİN KEYİFLİYİZ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yumuşak doku kanserlerinin ortopedinin en zor alanlarından biri olduğunu söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Murat Arıkan, 'Tümörü tam çıkaramayabilirsin. Damar, sinir zedelenebilir. İçinde bir miktar tümör kalabilir gibi riskleri var. Bu ameliyatta Allah'a şükür öyle olmadı. Tümör tamamen damar, sinir sıyrılarak çıktı. Yürüyemeyen hastamız şu anda çok rahat yürüyor. Morali iyi. Ufak tefek bazı tedaviler görecek. Onları planlıyoruz. Şu anda hastamız memnun hayatından' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Sinan Yılmaz ise ameliyatın teknik açıdan oldukça zor geçtiğini belirterek, 'Tüm ekibin gayreti sayesinde aslında biz bu ameliyatı başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Hastanın bacağını kurtardığımız için de çok keyifliyiz' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/kanser-hastasinin-ameliyatla-bacagi-kesilmekten-kurtuldu.jpg" type="image/jpeg" length="74459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/gece-gec-saatlerde-yemek-yemek-metabolizmayi-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/gece-gec-saatlerde-yemek-yemek-metabolizmayi-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- MEDİPOL Sağlık Grubu'ndan Diyetisyen Zeliha Perçin, kilo verme sürecini sekteye uğratan yaygın hatalara dikkat çekti. Perçin, 'Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir. Bu durum sık acıkmaya ve fazla kalori alımına yol açar. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak bu noktada oldukça önemlidir. Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Bu saatlerde metabolizma yavaşladığı için alınan enerjinin yakılması zorlaşır' dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için doğru beslenme kadar yapılan hataların fark edilmesi de büyük önem taşıyor. Günlük hayatta fark edilmeden yapılan bazı alışkanlıklar, kilo verme sürecini zorlaştırabiliyor ve motivasyonu düşürebiliyor. Medipol Üniversitesi Sefaköy Hastanesi'nden Diyetisyen Zeliha Perçin, kilo vermeyi güçleştiren 5 önemli beslenme hatasını anlattı.</p>

<p></p>

<p>'DÜZENLİ VE DENGELİ ÖĞÜNLER İŞTAH KONTROLÜ AÇISINDAN ÖNEMLİ'</p>

<p></p>

<p>Öğün atlamanın kilo verme sürecini olumsuz etkilediğini belirten Perçin, 'Uzun süre aç kalmak vücudu koruma moduna geçirir ve metabolizma hızını düşürür. Bu durum kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak bir sonraki öğünde kontrolsüz yeme isteğini artırır' dedi. Düzenli ve dengeli öğünlerin iştah kontrolü açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p></p>

<p>GİZLİ ŞEKER TÜKETİMİ</p>

<p></p>

<p>Günlük hayatta fark edilmeden tüketilen şekerli ürünlere dikkat çeken Perçin, 'Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir. Bu durum sık acıkmaya ve fazla kalori alımına yol açar. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak bu noktada oldukça önemlidir. Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Bu saatlerde metabolizma yavaşladığı için alınan enerjinin yakılması zorlaşır ve yağ depolanma eğilimi artar. Akşam öğünlerinin dengeli planlanması gerekir' dedi.</p>

<p></p>

<p>'DUYGUSAL YEME FARK EDİLMELİ'</p>

<p></p>

<p>Stres, kaygı ve üzüntü gibi duyguların yeme davranışını tetikleyebileceğini ifade eden Perçin, 'Duygusal açlık çoğu zaman yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu nedenle fiziksel açlık ile duygusal açlık ayrımını yapmak ve alternatif yöntemler geliştirmek önemlidir. Yetersiz su tüketimi de kilo kontrolünü zorlaştırıyor. Susuzluk hissi çoğu zaman açlıkla karıştırılır. Bu da gereksiz kalori alımına yol açabilir. Günlük yeterli su tüketimi hem metabolizmayı destekler hem de iştah kontrolüne yardımcı olur. Bu yaygın hataların fark edilmesi ve kişiye özel beslenme planlarının uygulanmasıyla kilo verme süreci daha sağlıklı ve sürdürülebilir hale gelebilir. Doğru yaklaşım küçük ama etkili adımlarla başlar' diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/gece-gec-saatlerde-yemek-yemek-metabolizmayi-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/05/agency/dha/gece-gec-saatlerde-yemek-yemek-metabolizmayi-olumsuz-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="28509"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Hipertansiyon kalbi yavaş yavaş yoruyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/hipertansiyon-kalbi-yavas-yavas-yoruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/hipertansiyon-kalbi-yavas-yavas-yoruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- HİPERTANSİYONUN, dünya genelinde her üç yetişkinden birini etkileyen ve çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen kronik hastalıkların başında geldiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bünyamin Yavuz, 'Uzun süre kontrol altına alınmadığında kalp kasında kalınlaşma, damar sertliği ve kalp yetmezliği gibi ciddi sonuçlara yol açabilen bu durum, erken dönemde fark edilmediğinde hayati risk oluşturabiliyor' dedi. Hipertansiyon kalbi yavaş yavaş yorduğunu ifade eden Dr. Yavuz, hipertansiyonun kalp üzerindeki etkilerine dikkat çekerek uyarılarda bulundu.</p>

<p>İlerleyen yaş, hareketsiz yaşam tarzı, aşırı tuz tüketimi ve stres gibi faktörlerin hipertansiyon gelişiminde önemli rol oynadığını belirten Bünyamin Yavuz, özellikle şehir yaşamının getirdiği alışkanlıkların riski artırdığını ifade etti. Medicana Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bünyamin Yavuz, hipertansiyonun kalp üzerindeki etkileri hakkında, 'Kan basıncının uzun süre yüksek seyretmesi, kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Bu durum zamanla kalp kasının kalınlaşmasına yol açar. Başlangıçta bu bir uyum mekanizması gibi görünse de ilerleyen süreçte kalbin gevşeme ve kasılma fonksiyonlarını bozarak kalp yetmezliğine zemin hazırlar' dedi.</p>

<p>'KALP ÜZERİNDEKİ YÜK GİDEREK ARTIYOR'</p>

<p>Prof. Dr. Yavuz, 'Hipertansiyonun kalp üzerindeki etkisi tek yönlü değil; çok katmanlı bir süreç olarak ilerliyor. Yüksek basınç altında çalışan kalp, zamanla hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere uğruyor. Kalp kasında kalınlaşma (hipertrofi), kalbin oksijen ihtiyacını artırırken, aynı zamanda koroner damarlar üzerindeki baskıyı da yükseltiyor' diye konuştu. Prof. Dr. Yavuz, bu sürecin çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirterek, 'Hastalar genellikle baş ağrısı, çarpıntı veya nefes darlığı gibi şikayetler ortaya çıktığında hekime başvuruyor. Ancak bu belirtiler görüldüğünde hipertansiyon çoğu zaman uzun süredir mevcut oluyor' diye konuştu.</p>

<p>'DAMAR YAPISI DA ZARAR GÖRÜYOR'</p>

<p>Hipertansiyon yalnızca kalbi değil, damar sisteminin tamamını etkileyen sistemik bir hastalık olarak değerlendirildiğini söyleyen Prof. Dr. Yavuz, 'Sürekli yüksek basınca maruz kalan damar duvarları zamanla esnekliğini kaybediyor ve sertleşiyor. Bu durum, ateroskleroz gelişimini hızlandırarak kalp krizi ve inme riskini artırıyor' dedi.</p>

<p>Damar sağlığındaki bozulmanın sadece büyük damarlarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Yavuz, küçük damarların da bu süreçten etkilendiğini belirterek, 'Böbrekler, beyin ve göz gibi organlar, küçük damar ağı açısından oldukça zengindir. Hipertansiyon bu bölgelerde mikrovasküler hasara neden olarak organ fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'ERKEN TANI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR'</p>

<p>Hipertansiyonun kontrol altına alınabilmesi için erken tanının kritik rol oynadığını ancak hastalığın çoğu zaman belirti vermemesinin düzenli ölçüm yapılmadığı sürece fark edilmesini zorlaştırdığını belirten Prof. Dr. Yavuz, hipertansiyonun tanısında düzenli tansiyon ölçümünün önemine dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Erişkin bireylerin yılda en az bir kez tansiyonlarını ölçtürmeleri önerilir. Risk grubunda yer alan kişilerde bu sıklık artırılmalıdır. Evde yapılan ölçümler de tanı ve takip sürecinde önemli bir yer tutar.'</p>

<p>'YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ BELİRLEYİCİ OLUYOR'</p>

<p>Hipertansiyon yönetiminde yalnızca ilaç tedavisi değil, yaşam tarzı değişiklikleri de büyük önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Yavuz, 'Bilimsel çalışmalar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kan basıncını anlamlı ölçüde düşürebildiğini ortaya koyuyor. Hipertansiyon riskini azaltmaya yönelik yaklaşımlar bir bütün olarak ele alınmalı. Buna göre, tuz tüketiminin azaltıldığı ve sebze-meyve ağırlıklı beslenmenin benimsendiği dengeli bir diyetin uygulanması, kan basıncının kontrolünde önemli rol oynuyor. Bununla birlikte, haftada en az 150 dakika orta düzeyde fiziksel aktivite yapılması kalp sağlığını desteklerken, fazla kilonun kontrol altına alınması da hipertansiyon gelişim riskini azaltıyor. Kronik stresin tansiyon değerleri üzerindeki olumsuz etkileri göz önünde bulundurulduğunda, stres yönetiminin sağlanması da önemli bir basamak olarak öne çıkıyor. Ayrıca tütün ürünlerinden uzak durulması ve alkol tüketiminin sınırlandırılması, damar sağlığının korunmasına katkı sağlıyor' dedi.</p>

<p>'KONTROL ALTINA ALINMADIĞINDA CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR'</p>

<p>Prof. Dr. Yavuz, hipertansiyonun tedavi edilmediği durumlarda kalp yetmezliği, kalp krizi, inme ve böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtti. Bu nedenle hastalığın yalnızca bir tansiyon yüksekliği olarak değil, çok yönlü bir risk faktörü olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>'Hipertansiyon, erken dönemde fark edilip kontrol altına alındığında yönetilebilir bir hastalıktır. Ancak ihmal edildiğinde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilir. Bu nedenle düzenli takip ve bilinçli yaklaşım büyük önem taşır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/hipertansiyon-kalbi-yavas-yavas-yoruyor</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/06/tansiyon-02.jpeg" type="image/jpeg" length="57256"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
