<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tele1 TV Canlı yayın</title>
    <link>https://www.tele1.com.tr</link>
    <description>Tele1 Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.tele1.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 16:09:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir - 'Kalp krizi riskine karşı 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırılmalı']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/izmir-kalp-krizi-riskine-karsi-30-yasindan-sonra-mutlaka-kolesterol-duzeyine-baktirilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/izmir-kalp-krizi-riskine-karsi-30-yasindan-sonra-mutlaka-kolesterol-duzeyine-baktirilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İZMİR Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği uzmanlarından Prof. Dr. Öner Özdoğan, herhangi bir genetik yatkınlık olmasa bile kalp sağlığı konusunda mutlaka risk faktörlerine dikkat edilmesi gerektiğini belirtip, 'Artık kalp krizi riski 30 yaşına kadar düşmüş durumda. 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırmanız gerekiyor' dedi.</p><p>İzmir Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Uzmanlarından Prof. Dr. Öner Özdoğan, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında genel kalp sağlığı konusunda bilgi verdi. Prof. Dr. Özdoğan, Kalp Sağlığı Haftası'nın toplumda farkındalığı artırmak için uzun yıllardır Türk Kardiyoloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı'nın önerileriyle nisan ayının ikinci haftasında kutlandığını söyledi. Kalp hastalığının eskiden yalnızca 'yaşlıların hastalığı' olarak bilindiğini söyleyen Prof. Dr. Öner Özdoğan, artık öyle olmadığını ifade etti.</p><p>HİPERTANSİYON, OBEZİTE VE DİYABET EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ</p><p>Kalp krizlerinin sigara ya da ailesel yatkınlıklar gibi nedenlerle çok erken yaşta ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, 'Özellikle risk faktörü yönetimi için farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor' diye konuştu. Değiştirilemeyen ve değiştirilebilir risk faktörleri bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Öner Özdoğan, hipertansiyon, diyabet, ailesel yatkınlık, obezite, metabolik sendrom ve kolesterol değerlerinin en önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Özdoğan, 'Hastanın romatolojik bir hastalığının olması da kardiyovasküler hastalıklar açısından riskli. Özellikle gençlerde erken yaşta kalp krizi, inme geçiren ya da periferik damar hastalığı olan kişilerin ailelerinin de erken yaşta kardiyovasküler hastalıklar açısından taranması gerekir' dedi.</p><p>'NE KADAR ÇOK KALP KASI HÜCRESİ KURTARIRSAK, O KADAR AVANTAJLIYIZ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Kalbin orta kas tabakasını oluşturan, ritmik kasılmalarla kan dolaşımını sağlayan çizgili bir kas hücresi olarak bilinen miyokard hücresinin kalp krizleri açısından önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öner Özdoğan, 'Kalp krizlerinde hastayı acil olarak anjiyoya alıyoruz. Çünkü ne kadar çok kalp kası hücresi kurtarırsak, o kadar avantajlı oluyoruz. Eğer bir kişi kalp krizinden sonra erken dönemde hastaneye gelirse, bu kişinin kalbin kasılma gücü çok etkilenmemekte ve böylece ileriki dönemlerde yaşam kalitesi çok daha iyi olmakta. Fakat genç ya da yaşlı fark etmez, geç gelen hastalarda kalbin kasılma gücü düşmekte. Kalp ciddi oranda etkilendiği için hayatının uzun dönem boyunca da kalp yetersizliği, nefes darlığı gibi semptomlarla hastalıklarla uğraşmak zorunda' diye konuştu.</p><p>'SANAL ANJİYO SADECE 45 YAŞ VE ÜZERİNDEKİ HASTA PROFİLİNE ÖNERİLİR'</p><p>Sanal anjiyonun çok uzun zamandır yapılan bir tetkik olduğunu ancak son zamanlarda daha ön plana çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, tomografi gibi olduğunu söyleyerek, 'Sanal anjiyo sadece orta risk grubunda, 45 yaş ve üzerindeki hasta profiline önerilir. Bu kalbin hem kalsiyum skoru dediğimiz skorlamasını hem de kalp damarlarındaki darlık derecesini göstermektedir. Ama oradaki her darlığın da mutlaka stentle ya da balon stentle açılması gerektiği anlamına gelmemekte. O nedenle mutlaka bunu isteyen doktorun da bunu nasıl yorumlayacağını bilmesi gerekiyor' diye konuştu.</p><p>'HAFTADA 3 GÜN 30 DAKİKALIK EGZERSİZ YAPILMALI'</p><p>Kalp sağlığını korumak için vatandaşlara da bazı önerilerde bulunan Prof. Dr. Öner Özdoğan, 'Herhangi bir genetik yatkınlık olmasa bile mutlaka risk faktörlerini görmemiz lazım. Bütün dünyanın kullandığı kılavuzda artık kalp krizi riski 30 yaşına kadar düşmüş durumda. 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırmanız gerekiyor. Ailesel kolesterol yüksekliği çok erken yaşta kalp krizine neden olabilir. Hipertansiyon geç tedavi edilirse kardiyovasküler hastalık riskini artırmakta. Obezite yaşam tarzı önemli. Haftada 3 gün 30 dakikalık egzersiz öneririz. Hastalık oluşmadan önce kendimizi korumamız önemli. Kalp krizinden sonra yapılan müdahale ve alınan ilaçlar çok fazla işe yaramıyor' dedi. </p><p>Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Gökhan KILIÇ / İZMİR, DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/izmir-kalp-krizi-riskine-karsi-30-yasindan-sonra-mutlaka-kolesterol-duzeyine-baktirilmali</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.tele1.com.tr/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="97620"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Kalp krizi riskine karşı 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırılmalı']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/kalp-krizi-riskine-karsi-30-yasindan-sonra-mutlaka-kolesterol-duzeyine-baktirilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/kalp-krizi-riskine-karsi-30-yasindan-sonra-mutlaka-kolesterol-duzeyine-baktirilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nevra UÇKAÇ/İZMİR, (DHA)-İZMİR Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği uzmanlarından Prof. Dr. Öner Özdoğan, herhangi bir genetik yatkınlık olmasa bile kalp sağlığı konusunda mutlaka risk faktörlerine dikkat edilmesi gerektiğini belirtip, 'Artık kalp krizi riski 30 yaşına kadar düşmüş durumda. 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırmanız gerekiyor' dedi.</p>

<p>İzmir Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Uzmanlarından Prof. Dr. Öner Özdoğan, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında genel kalp sağlığı konusunda bilgi verdi. Prof. Dr. Özdoğan, Kalp Sağlığı Haftası'nın toplumda farkındalığı artırmak için uzun yıllardır Türk Kardiyoloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı'nın önerileriyle nisan ayının ikinci haftasında kutlandığını söyledi. Kalp hastalığının eskiden yalnızca 'yaşlıların hastalığı' olarak bilindiğini söyleyen Prof. Dr. Öner Özdoğan, artık öyle olmadığını ifade etti.</p>

<p>HİPERTANSİYON, OBEZİTE VE DİYABET EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ</p>

<p>Kalp krizlerinin sigara ya da ailesel yatkınlıklar gibi nedenlerle çok erken yaşta ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, 'Özellikle risk faktörü yönetimi için farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor' diye konuştu. Değiştirilemeyen ve değiştirilebilir risk faktörleri bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Öner Özdoğan, hipertansiyon, diyabet, ailesel yatkınlık, obezite, metabolik sendrom ve kolesterol değerlerinin en önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Özdoğan, 'Hastanın romatolojik bir hastalığının olması da kardiyovasküler hastalıklar açısından riskli. Özellikle gençlerde erken yaşta kalp krizi, inme geçiren ya da periferik damar hastalığı olan kişilerin ailelerinin de erken yaşta kardiyovasküler hastalıklar açısından taranması gerekir' dedi.</p>

<p>'NE KADAR ÇOK KALP KASI HÜCRESİ KURTARIRSAK, O KADAR AVANTAJLIYIZ'</p>

<p>Kalbin orta kas tabakasını oluşturan, ritmik kasılmalarla kan dolaşımını sağlayan çizgili bir kas hücresi olarak bilinen miyokard hücresinin kalp krizleri açısından önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öner Özdoğan, 'Kalp krizlerinde hastayı acil olarak anjiyoya alıyoruz. Çünkü ne kadar çok kalp kası hücresi kurtarırsak, o kadar avantajlı oluyoruz. Eğer bir kişi kalp krizinden sonra erken dönemde hastaneye gelirse, bu kişinin kalbin kasılma gücü çok etkilenmemekte ve böylece ileriki dönemlerde yaşam kalitesi çok daha iyi olmakta. Fakat genç ya da yaşlı fark etmez, geç gelen hastalarda kalbin kasılma gücü düşmekte. Kalp ciddi oranda etkilendiği için hayatının uzun dönem boyunca da kalp yetersizliği, nefes darlığı gibi semptomlarla hastalıklarla uğraşmak zorunda' diye konuştu.</p>

<p>'SANAL ANJİYO SADECE 45 YAŞ VE ÜZERİNDEKİ HASTA PROFİLİNE ÖNERİLİR'</p>

<p>Sanal anjiyonun çok uzun zamandır yapılan bir tetkik olduğunu ancak son zamanlarda daha ön plana çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, tomografi gibi olduğunu söyleyerek, 'Sanal anjiyo sadece orta risk grubunda, 45 yaş ve üzerindeki hasta profiline önerilir. Bu kalbin hem kalsiyum skoru dediğimiz skorlamasını hem de kalp damarlarındaki darlık derecesini göstermektedir. Ama oradaki her darlığın da mutlaka stentle ya da balon stentle açılması gerektiği anlamına gelmemekte. O nedenle mutlaka bunu isteyen doktorun da bunu nasıl yorumlayacağını bilmesi gerekiyor' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'HAFTADA 3 GÜN 30 DAKİKALIK EGZERSİZ YAPILMALI'</p>

<p>Kalp sağlığını korumak için vatandaşlara da bazı önerilerde bulunan Prof. Dr. Öner Özdoğan, 'Herhangi bir genetik yatkınlık olmasa bile mutlaka risk faktörlerini görmemiz lazım. Bütün dünyanın kullandığı kılavuzda artık kalp krizi riski 30 yaşına kadar düşmüş durumda. 30 yaşından sonra mutlaka kolesterol düzeyine baktırmanız gerekiyor. Ailesel kolesterol yüksekliği çok erken yaşta kalp krizine neden olabilir. Hipertansiyon geç tedavi edilirse kardiyovasküler hastalık riskini artırmakta. Obezite yaşam tarzı önemli. Haftada 3 gün 30 dakikalık egzersiz öneririz. Hastalık oluşmadan önce kendimizi korumamız önemli. Kalp krizinden sonra yapılan müdahale ve alınan ilaçlar çok fazla işe yaramıyor' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/kalp-krizi-riskine-karsi-30-yasindan-sonra-mutlaka-kolesterol-duzeyine-baktirilmali</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/04/agency/dha/kalp-krizi-riskine-karsi-30-yasindan-sonra-mutlaka-kolesterol-duzeyine-baktirilmali.jpg" type="image/jpeg" length="56517"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[72 ilaç geri ödeme listesine alındı]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/72-ilac-geri-odeme-listesine-alindi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/72-ilac-geri-odeme-listesine-alindi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 69'u yerli üretim olmak üzere 72 ilacı daha geri ödeme listesine aldıklarını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, '1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası vesilesiyle önemli bir adım attık. Kanser başta olmak üzere birçok hastalıkla mücadelede kullanılan ilaçlara ve tedavi yöntemlerine erişimi kolaylaştırıyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla geri ödeme listemizin kapsamını genişlettik. 69'u yerli üretim olmak üzere 72 ilacı daha listemize dahil ettik. Hastalarımıza şifa olmasını diliyorum' dedi. İlaçlardan 6'sının kanser, 6'sının kronik immün trombositopenik purpura (ITP), 6'sının diyabet, 5'inin kolesterol, 3'ünün de multiple skleroz (MS) ilacı olduğu belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/72-ilac-geri-odeme-listesine-alindi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/04/ilac-4.jpg" type="image/jpeg" length="10997"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Yanlış yatak ve yastık kullanımı omurga yapısını bozabilir']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/yanlis-yatak-ve-yastik-kullanimi-omurga-yapisini-bozabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/yanlis-yatak-ve-yastik-kullanimi-omurga-yapisini-bozabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- YANLIŞ yatak ve yastık kullanımının boyun ve bel ağrılarına neden olabileceğini belirten Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, 'Yanlış seçimler uzun vadede ciddi omurga problemlerine yol açabilir. Orta sertlikte ve vücut formunu destekleyen yataklar en ideali. Özellikle viskoelastik ve lateks yataklar hem anatomik uyum hem de hava geçirgenliği açısından avantaj sağlıyor. Çökmüş, deforme olmuş yataklar omurganın doğal yapısını bozar. Bu da uzun vadede bel ve boyun fıtıklarına zemin hazırlar' dedi.</p>

<p></p>

<p>Yanlış yastık ve yatak seçimlerin uzun vadede omurga yapısını kalıcı biçimde bozduğunu söyleyen Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi'nden Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, yapılan kritik hatalara ilişkin uyarılarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>'OMURGA DOĞRU DESTEKLENMEZSE AĞRI KAÇINILMAZ'</p>

<p>Kas ve iskelet sistemi sağlığında uyku pozisyonunun büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Hamza Sucuoğlu, 'Günün yaklaşık 8 saati yatakta geçiyor. Bu süreç vücut için kritik bir önem sarf ediyor. Omurganın doğal eğriliklerinin korunması gerekiyor. Bu yüzden yatak ve yastık, vücudun anatomik yapısına uygun olmalı. Omurganın fizyolojik eğrileri korunmazsa kas spazmları, eklem problemleri ve kronik ağrılar ortaya çıkabilir. Özellikle yan yatış daha sağlıklı bir seçenek. Sırtüstü yatışta da omurgayı destekleyen ürünlerin tercih edilmesi gerekir' dedi.</p>

<p></p>

<p>'ORTA SERTLİKTE YATAK EN DOĞRU TERCİH'</p>

<p>Yatak seçiminde en sık yapılan hatanın çok sert ya da çok yumuşak ürünleri tercih etmek olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sucuoğlu, 'Orta sertlikte ve vücut formunu destekleyen yataklar en ideali. Özellikle viskoelastik ve lateks yataklar hem anatomik uyum hem de hava geçirgenliği açısından avantaj sağlıyor. Çökmüş, deforme olmuş yataklar omurganın doğal yapısını bozar. Bu da uzun vadede bel ve boyun fıtıklarına zemin hazırlar' diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>'YANLIŞ YASTIK BOYUN DÜZLEŞMESİNE NEDEN OLABİLİR'</p>

<p>Yastık seçiminin en az yatak kadar önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sucuoğlu, 'Boyun boşluğunu desteklemeyen yastıklar ciddi sorunlara yol açabiliyor. Çok yüksek ya da çok alçak yastık kullanımı boyun kaslarında kasılmalara neden olur. Bu durum zamanla boyun düzleşmesi ve fıtık gelişimine zemin hazırlar. Omuz yüksekliğine uygun, orta sertlikte ve boyun boşluğunu dolduran ortopedik yastıkların tercih edilmesi gerekir. Özellikle boyun fıtığı olan hastalarda doğru yastık kullanımı tedavinin önemli bir parçasıdır' dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'DEFORME OLAN YATAK VE YASTIKLARI DEĞİŞTİRİN'</p>

<p>Yatak ve yastıkların belirli aralıklarla değiştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Sucuoğlu, uzun süre kullanılan ürünlerin destek özelliğini kaybettiğini söyledi. 'Ortalama 7-8 yılda bir yatakların değiştirilmesi gerekir. Deforme olmuş yatak ve yastıklar omurga sağlığını olumsuz etkiler ve ağrıların kronikleşmesine neden olabilir' diyen Sucuoğlu, sağlıklı bir uyku için doğru ekipman seçiminin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/yanlis-yatak-ve-yastik-kullanimi-omurga-yapisini-bozabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 10:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/agency/dha/yanlis-yatak-ve-yastik-kullanimi-omurga-yapisini-bozabilir.jpg" type="image/jpeg" length="47174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['ALS fark edilmeden ilerliyor, kesin tedavi yok']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/als-fark-edilmeden-ilerliyor-kesin-tedavi-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/als-fark-edilmeden-ilerliyor-kesin-tedavi-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÜNLÜ yapımcı Erol Köse'nin hayatını kaybetmesinin ardından ALS hastalığı gündeme geldi. ALS'nin günümüzde kökten bir tedavisinin bulunmadığını belirten Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Fikret Aysal, 'Mevcut tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatmaya yönelik. Hastalığın ilerleyici bir yapısı var. Bazı özel vakalarda hastalık çok daha uzun süreli seyredebiliyor. ALS tanısı alan hastalarda psikolojik süreç de büyük önem taşıyor. Hastalar tanı sonrası ciddi bir duygusal yük yaşayabiliyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Motor nöron hastalığı olarak da bilinen Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), beyin ve omurilikteki sinir hücrelerini etkileyerek kas güçsüzlüğüne yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olarak öne çıkıyor. Medipol Sağlık Grubu'ndan Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Fikret Aysal hastalığın nedenleri, belirtileri ve süreci hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<p></p>

<p>'ALS MOTOR NÖRONLARIN KAYBIYLA İLERLİYOR'</p>

<p>ALS'nin nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Aysal, hastalığın temelinde beyin, beyin sapı ve omurilikteki motor nöronların kaybının yattığını söyledi. Hastalığın büyük çoğunluğunun nedeni bilinmeyen, sporadik vakalardan oluştuğunu ifade eden Doç. Dr. Aysal, 'Vakaların yaklaşık yüzde 5-10'u genetik özellik gösterir. Ancak çoğunlukta belirgin bir neden saptanamaz. Hastalık bazen sadece üst motor nöronları, bazen alt motor nöronları tutabilir ancak en sık her ikisinin birlikte etkilendiği tablo görülür' dedi.</p>

<p></p>

<p>'KESİN TEDAVİ YOK, SÜREÇ KONTROL ALTINA ALINIYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ALS'nin günümüzde kökten bir tedavisinin bulunmadığını ifade eden Doç. Dr. Aysal, 'Mevcut tedaviler hastalığın seyrini yavaşlatmaya yönelik. Hastalığın ilerleyici bir yapısı var. Ortalama yaşam süresi 2 ila 5 yıl arasında değişse de bu süre hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Çok hızlı ilerleyen vakalar olduğu gibi, uzun yıllar yaşayan hastalar da vardır. Stephen Hawking hastalığa bir örnek. Bazı özel vakalarda hastalık çok daha uzun süreli seyredebiliyor. ALS tanısı alan hastalarda psikolojik süreç de büyük önem taşıyor. Hastalar tanı sonrası ciddi bir duygusal yük yaşayabiliyor. Bu hastalarda depresyon gelişme riski oldukça yüksektir. Bu nedenle yalnızca fiziksel değil, psikiyatrik destek de tedavinin önemli bir parçasıdır' diyen Aysal, multidisipliner yaklaşımın önemine değindi.</p>

<p></p>

<p>'BİRDEN FAZLA BRANŞIN TAKİBİ GEREKİYOR'</p>

<p>ALS hastalarının yalnızca nöroloji değil, birçok farklı branş tarafından birlikte takip edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Aysal, 'Bu süreçte nörologlar koordinasyonu sağlar ancak fizik tedavi, göğüs hastalıkları, gastroenteroloji, genel cerrahi ve psikiyatri gibi birçok branşın desteği gerekir. Tedavide temel amacımız hastanın ağrı ve sıkıntılarını azaltmak, konforunu sağlamak ve süreci mümkün olduğunca uzatmaktır. Bugün için kesin bir tedavi yok ancak bilimsel çalışmalar hızla devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu hastalık için daha etkili tedavilerin bulunacağına inanıyoruz' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/als-fark-edilmeden-ilerliyor-kesin-tedavi-yok</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/agency/dha/als-fark-edilmeden-ilerliyor-kesin-tedavi-yok.jpg" type="image/jpeg" length="61102"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mısır'da kalp rahatsızlığı yaşayan hasta, Türkiye'de sağlığına kavuştu]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/misirda-kalp-rahatsizligi-yasayan-hasta-turkiyede-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/misirda-kalp-rahatsizligi-yasayan-hasta-turkiyede-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[YURT dışında geçirdiği operasyon sırasında kalp kapağı ağır hasar alan 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, Türkiye'de tedavi edildi. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun ve ekibi tarafından gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuşan Çalışkan, 'Bana nakil demişlerdi, Bilal Hocam beni yeniden hayata döndürdü' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genç yaşta ağır bir kalp krizi geçiren ve yıllarca sağlıkla yaşayan Aydın Çalışkan iş gereği gittiği Mısır'da şiddetli göğüs ağrısıyla hastaneye başvurdu. 3,5 saat süren müdahale sırasında stentleri açıldı ancak bu esnada kalp kapakçığı ciddi şekilde zarar gördü. Türkiye'ye dönen hasta için Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nde operasyon planlandı. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun ve ekibi tarafından gerçekleştirilen ameliyatla Çalışkan'ın kalp kapağı değiştirildi. Hasta, başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuştu.</p>

<p></p>

<p>'GENÇ YAŞTA AĞIR BİR KALP KRİZİ GEÇİRDİ'</p>

<p>Hastanın oldukça genç yaşta ciddi bir kalp krizi geçirdiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, 'Hastamız önemli bir kalp krizi sonrası kalbin kasılma gücünde ciddi bir azalma yaşamıştı. Damarını açtıktan sonra tedaviye uyumu sayesinde belirgin şekilde toparladı ve bir süre sağlıklı bir yaşam sürdü. İşnedeniyle Mısır'a yerleşen hastamız yıllar sonra şiddetli göğüs ağrısıyla orada hastaneye başvurmuş. Yaklaşık 3 saat süren bir müdahale yapılmış. Damar açılmaya çalışılırken bu kez kalp kapağında ciddi bir hasar oluşmuş. Ne yazık ki süreç bu noktada daha karmaşık hale gelmiş' diye konuştu.</p>

<p>'RİSKLİ BİR KARARI AİLEYLE BİRLİKTE ALDIK'</p>

<p>Hastanın Türkiye'ye döndüğünde şikayetlerinin devam ettiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, 'Hastamızı kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi konseyinde değerlendirdik. 40 yaşında genç bir hastadan bahsediyoruz. Cerrahi açıdan oldukça riskli bir tablo vardı. Ancak başka seçeneğimiz kalmamıştı. Tüm riskleri aileyle detaylı şekilde paylaştık ve ortak bir kararla müdahaleye karar verdik. Hasta, ailesi ve hekimler olarak birlikte karar verdiğimiz bu süreci başarıyla tamamladık. Kalp kapağı şu an normal fonksiyonlarına döndü. Zaman içinde kalbin kasılma gücünün de kademeli olarak artmasını umut ediyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'KALP KAPAKÇIĞINDA KAÇAK OLDU'</p>

<p>İlk kalp rahatsızlığını 2019 yılında yaşadığını belirten 44 yaşındaki Aydın Çalışkan, o dönemde farklı hastanelere başvurduğunu ifade ederek, 'Bypass öneren de oldu, kalp pili hatta kalp nakli önerenler de oldu. Daha sonra Bilal hocamla tanıştım. Damarımı açabileceğini söyledi ve o sürece başladık. Gerçekten damarımı açtı ve yıllarca sağlıklı bir şekilde hayatıma devam ettim. İşim gereği Mısır'da çalışıyorum. Orada bulunduğum dönemde rahatsızlandım. Daha önce taktırdığım stentlerin tıkandığını öğrendim ve acil olarak operasyona alındım. Türkiye'ye döndüğümde yeniden muayene oldum ve Bilal hocamla görüştük. Stentlerimin açık olduğunu ancak kalp kapakçığımda ciddi bir kaçak bulunduğunu söyledi' diye konuştu.</p>

<p>'BİLAL HOCAM BENİ YENİDEN HAYATA DÖNDÜRDÜ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geçtiğimiz yıl yeniden rahatsızlandığını belirten Çalışkan, 'Haziran ayında tekrar göğüs ağrısı yaşadım. Mısır'da yapılan yaklaşık 3,5 saatlik müdahale sırasında stentlerim açıldı ancak o esnada kalp kapakçığım zarar görmüş. Türkiye'ye geldiğimde yapılan kontrollerde durum netleşti. Kalp kapakçığım değiştirildi. Şu an kendimi gayet iyi hissediyorum. Bilal hocam ve ekibi sayesinde yeniden hayata döndüm diyebilirim. Umarım uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürerim' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/misirda-kalp-rahatsizligi-yasayan-hasta-turkiyede-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/agency/dha/misirda-kalp-rahatsizligi-yasayan-hasta-turkiyede-sagligina-kavustu.jpg" type="image/jpeg" length="28446"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Oda spreyleri ve parfümler solunum sağlığını olumsuz etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/oda-spreyleri-ve-parfumler-solunum-sagligini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/oda-spreyleri-ve-parfumler-solunum-sagligini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Saltürk: - 'Güzel kokan bir ortam, her zaman sağlıklı değildir. Özellikle solunum yolu hassasiyeti olan bireyler için bu ürünler ciddi risk oluşturabilir']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL (AA) - Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Saltürk, oda spreyleri, otomatik koku vericiler ve parfümlerin solunum yollarını tehdit ettiğini belirtti.</p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Saltürk, evlerde ve ofislerde temizlik için kullanılan oda spreylerinin, solunum yollarını tehdit eden kimyasallar içerdiğine değindi.</p>

<p>Özellikle oda spreyleri ve otomatik koku vericilerin, solunum yolları üzerinde sanılandan çok daha ciddi etkilere neden olabileceğini aktaran Saltürk, oda spreylerinin yaygın kullanımına dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>

<p>'Temiz hava algısı, yanlış bir şekilde kokuyla ilişkilendiriliyor. Bir ortamın güzel kokması, o havanın temiz olduğu anlamına gelmez. Temizlikle koku arasında doğrudan bir ilişki yok. Maalesef evlerde ve iş yerlerinde bu ürünler çok yoğun kullanılıyor. Oda spreyleri organik uçucu solventler ve aerosoller içerir. Bu maddeler özellikle astımı ve alerjisi olan kişilerde, hatta bazen hiçbir yatkınlığı olmayan bireylerde bile hava yollarında daralma, hırıltı, öksürük, hapşırma ve ciddi astım ataklarına yol açabiliyor.'</p>

<p>- 'Temiz hava doğal yollarla sağlanmalı'</p>

<p>Kontrolsüz çalışan otomatik koku vericilerin riskine işaret eden Saltürk, 'Bu cihazlar ayarı açık bırakıldığında gece boyunca odaya aerosol salabiliyor. Sabah hastalar ciddi nefes darlığı, alerjik atak ve astım kriziyle acil servise başvurabiliyor. Bunları klinikte sıkça görüyoruz.' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Saltürk, önemli olanın havalandırma olduğunu vurgulayarak, camların düzenli olarak açılması, mekanik havalandırma sistemlerinin kullanılması, gerekirse hava temizleyici cihazlardan faydalanılması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Yüzey temizliğin, ev tozu akarları ve alerjenlerin azaltılması açısından kritik önem taşıdığını kaydeden Saltürk, kişisel parfüm kullanımının da kontrollü olması gerektiğine değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Parfümler doğrudan yüze, vücuda ya da kıyafete sıkılmamalı. Miktar çok önemli. Alerjik bünyesi olan kişilerde bazı ürünlerin hiç kullanılmaması gerekebiliyor. Çünkü bunların tamamı uçucu ve solunduğunda hava yollarını etkileyen kimyasallar içeriyor. Güzel kokan bir ortam, her zaman sağlıklı değildir. Özellikle solunum yolu hassasiyeti olan bireyler için bu ürünler ciddi risk oluşturabilir. Mümkünse koku verici spreylerden uzak durulmalı, temiz hava doğal yollarla sağlanmalı.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/oda-spreyleri-ve-parfumler-solunum-sagligini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/agency/aa/oda-spreyleri-ve-parfumler-solunum-sagligini-olumsuz-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="85283"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Bayramda su tüketimini ihmal etmeyin']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/bayramda-su-tuketimini-ihmal-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/bayramda-su-tuketimini-ihmal-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- RAMAZAN ayı boyunca değişen beslenme düzeninin ardından bayramda bir anda ağır ve kalorili yiyeceklere yönelmenin sindirim sorunlarına ve kilo artışına yol açabileceğini belirten Diyetisyen Meral Tansu Ayışık, 'Bayram süresince porsiyon kontrolüne dikkat edilmeli, yeterli su tüketimi ve hareket ihmal edilmemelidir' dedi.</p>

<p>Ramazan ayında uzun süreli açlığa alışan vücudun bayramla birlikte farklı bir beslenme düzenine geçtiğini hatırlatan Medical Park TEM Hastanesi'nden Diyetisyen Meral Tansu Ayışık, bu dönemde özellikle besin seçimlerinin ve porsiyonların önem kazandığını ifade etti. Bayram sofralarının geleneksel lezzetlerle oldukça zengin olduğunu belirten Dyt. Ayışık, doğru beslenme stratejileri ile bu dönemin kilo almadan ve sindirim sorunları yaşamadan geçirilebileceğini dile getirdi.</p>

<p>'KAHVALTI ÖĞÜNÜNÜ ATLAMAYIN'</p>

<p>Ramazan boyunca özlenen kahvaltının bayram sabahı dengeli şekilde yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dyt. Ayışık, 'Protein ve lif açısından zengin bir kahvaltı gün içinde tokluk hissinin daha uzun sürmesine yardımcı olur. Kahvaltı öğünü atlanmamalı; yumurta, peynir, avokado veya zeytin gibi sağlıklı yağ kaynakları ile siyez, çavdar, tam tahıllı veya ekşi mayalı ekmekler tercih edilmelidir' diye konuştu.</p>

<p>Bayram kahvaltılarında börek, sarma gibi geleneksel lezzetlerin de sıkça yer aldığını belirten Dyt. Ayışık, bu tür besinlerin tamamen yasaklanması yerine porsiyon kontrolü ile tüketilmesinin daha doğru bir yaklaşım olacağını belirtti. Dyt. Ayışık, 'Ekmek yerine sarma veya börek tercih edilecekse bunlardan sadece biri seçilmeli ve porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Gün içinde sarma ile birlikte bir kâse yoğurt tüketmek daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olabilir' dedi.</p>

<p>'GÜNDE 2 FİNCAN KAHVE VEYA 4 BARDAK ÇAYI AŞMAYIN'</p>

<p>Bayram ziyaretlerinde çay ve kahve tüketiminin artabildiğine dikkat çeken Dyt. Ayışık, sıvı tüketiminde suyun ön planda tutulması gerektiğini söyledi. Dyt. Ayışık, 'Bayram ziyaretlerinde bolca çay ve kahve tüketilebiliyor. Bu nedenle günlük su ihtiyacına özellikle dikkat edilmelidir. Gün içinde en fazla 2 fincan kahve ve 4 bardak siyah çay tüketilmesini öneriyorum. Bitki çayları ise kişisel toleransa göre 3-4 bardak kadar tercih edilebilir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'AKŞAM YEMEĞİNİ İHMAL ETMEYİN'</p>

<p>Gün içinde fazla yemek tüketildiği düşüncesiyle akşam öğününün atlanmaması gerektiğine değinen Dyt. Ayışık, bu yaklaşımın metabolizma açısından doğru olmadığını söyledi. Dyt. Ayışık, 'Gün içinde 'fazla kaçırdım' düşüncesiyle akşam yemeğini atlamak doğru değildir. Bunun yerine akşam saatlerinde daha hafif bir öğün tercih edilerek gün dengelenebilir. Sebze ve protein ağırlıklı bir öğün tercih etmek sindirim açısından daha uygun olacaktır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'TATLI TÜKETİMİNDE PORSİYON KONTROLÜ ÖNEMLİ'</p>

<p>Bayram denildiğinde akla ilk gelen ikramlardan birinin de tatlılar olduğunu kaydeden Dyt. Ayışık, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Bu dönemde özellikle porsiyon kontrolü önemlidir. Bayramda kilo kaybı hedeflemek her zaman gerçekçi olmayabilir. Ancak porsiyonların kontrollü tüketilmesi kilo yönetimi ve kan şekeri dengesi açısından oldukça önemlidir. Örneğin, kahvenin yanında 1-2 kare çikolata ara öğün olarak tercih edilebilir.'</p>

<p>'EN SIK YAPILAN HATALARDAN BİRİ AÇ KARNINA ZİYARETLERE GİTMEK'</p>

<p>Bayram ziyaretlerinde yapılan bazı beslenme hatalarının gün sonunda yüksek kalori alımına neden olabildiğini belirten Dyt. Ayışık, 'Ziyaretlere aç karnına gitmek ikram edilen her şeyi fazla tüketmenize neden olabilir. Ayrıca 'nasıl olsa diyetim bozuldu' düşüncesiyle kontrolsüz yemek tüketmek de en sık karşılaşılan hatalardan biridir' dedi.</p>

<p>Sıvı kalorilere de dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Dyt. Ayışık, 'Şekerli çaylar, meyve suları ve gazlı içecekler gibi sıvı kaloriler daha hızlı kilo alımına neden olabilir. Gün boyu mutfağa gidip gelerek kurabiye, şeker ve tatlı tüketmek de gün sonunda fark edilmeden yüksek kalori alımına yol açabilir' şeklinde konuştu.</p>

<p>'MİDE RAHATSIZLIĞI OLANLARA UYARI'</p>

<p>Reflü veya gastrit gibi mide rahatsızlığı bulunan kişilerin bayram döneminde beslenmelerine daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini aktaran Dyt. Ayışık, uzun süre aç kalıp bir anda fazla yemek tüketmenin mide şikayetlerini artırabileceğini belirtti. Dyt. Ayışık, 'Bu nedenle bayram boyunca az ve sık beslenme düzeni korunmalıdır. Aşırı çay ve kahve tüketimi, gazlı içecekler ve çok yağlı yiyecekler reflü ve gastrit şikayetlerini tetikleyebilir. Yemek sonrası kısa yürüyüşler yapmak sindirimi destekleyebilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'KRONİK HASTALIĞI OLANLAR DİKKAT'</p>

<p>Diyabet, hipertansiyon veya kalp hastalığı bulunan bireylerin bayram sofralarında porsiyon kontrolüne daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Dyt. Ayışık, şunları söyledi:</p>

<p>'Diyabet hastaları tatlı tercih edecekse mümkünse sütlü ve hafif tatlıları küçük porsiyonlarda tüketmelidir. Hipertansiyon ve kalp hastalarının ise tuz içeriği yüksek gıdalardan ve kızartmalardan kaçınması gerekir. Salamura ürünler ve işlenmiş etler kan basıncını artırabilir.'</p>

<p>'SU TÜKETİMİ VE YÜRÜYÜŞ ÖNEMLİ'</p>

<p>Bayram süresince yeterli su tüketiminin hem metabolizmanın düzenli çalışmasına hem de sindirimin desteklenmesine yardımcı olacağını belirten Dyt. Ayışık, 'Yemeklerden sonra yapılacak kısa yürüyüşler sindirimi destekler ve kan şekeri kontrolüne yardımcı olabilir' dedi.</p>

<p>'BAYRAM SONRASI ANİ DİYETLERDEN KAÇININ'</p>

<p>Bayram sonrasında ani ve kısıtlayıcı diyetler yerine dengeli bir beslenme düzenine dönmenin daha sağlıklı olduğunu dikkat çeken Dyt. Ayışık, 'Sebze, lif ve protein açısından zengin besinlere ağırlık vermek, yeterli su tüketmek ve fiziksel aktiviteyi artırmak vücudun yeniden dengeye gelmesine yardımcı olacaktır' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dyt. Ayışık, bayramların sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz özel günler olduğunu hatırlatarak, 'Dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve aktif bir yaşam tarzı ile bayram dönemini hem keyifle hem de sağlığımızı koruyarak geçirmek mümkündür' diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/bayramda-su-tuketimini-ihmal-etmeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/05/icme-suyu.jpg" type="image/jpeg" length="52567"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü'den 'geçmeyen öksürük' uyarısı]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/prof-dr-ozluden-gecmeyen-oksuruk-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/prof-dr-ozluden-gecmeyen-oksuruk-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, özellikle solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş hastalarda geçmeyen öksürüğe ilişkin, 'Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürüktür. 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, grip ile başlayıp ardından uzun süren ve geçmeyen öksürüğe ilişkin uyarılarda bulundu. İnatçı öksürüğün bilinen öksürük tedavi yöntemleri ile geçmediğini ifade eden Prof. Dr. Özlü, mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına danışılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Mevsim itibarıyla kış bitiyor, bahar aylarına giriyoruz. Bu dönemde en çok rastladığımız hasta popülasyonu, öksürükle gelen hastalar. Daha çok grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyon geçirip sonrasında ağrılar, kırgınlık, halsizlik, üşüme, titreme, nefes darlığı gibi bulgular tamamen düzelebiliyor ama kalıcı bir öksürük olur. Krizler şeklinde gece ve gündüz gelen, uyutmayan öksürükler olur. Bazen balgam olur ama genelde kuru öksürük şeklinde olur. Bu hastaların birçoğunda geniz akıntısı ve bazen de hapşırma olabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'HERKESİN HAVA YOLU EŞİK DEĞERİ AYNI DEĞİL'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Özlü, hava yolundaki aşırı duyarlılığın öksürüğe neden olduğunu ifade ederek, 'Bu tür öksürüklerin sebebi daha çok enfeksiyonunun tetiklediği alerjik bir zeminde ortaya çıkan vakalar olduğunu görüyoruz. Bazılarında önceden astım ya da alerjik nezle teşhisi var. Enfeksiyon bunu tetiklemiş oluyor ve bir alevlenme şeklinde geliyor. Bazılarında da önceden böyle bir teşhis de yok. İlk defa böyle bir tabloyla gelenler de var. Bazıları da 'Enfeksiyonlardan sonra da uzayan öksürüklerim oluyordu' şeklinde bir öykü anlatabiliyor. Bazı kişilerde aşırı duyarlılık dediğimiz, hava yollarımızda aşırı tepkisellik olabiliyor. Bu genelde doğuştan gelen bir özellik, herkesin hava yolu eşik değeri aynı değil. Bazı kişiler enfeksiyonlar, gazlar, kokular, tozlar, küf mantarları gibi farklı alerjenlere aşırı tepki verebiliyorlar. Bazıları ise daha sınırlı tepki verebiliyor. Hava yolu aşırı duyarlılığı öksürüğe neden olabiliyor' diye konuştu.</p>

<p><strong>'ÖKSÜRÜK 8 HAFTAYI GEÇİYORSA ARAŞTIRILMALI'</strong></p>

<p>Uzayan öksürüklerin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tevfik Özlü, şöyle konuştu:</p>

<p>'Bu öksürük, normal öksürük şurup ve haplarıyla geçmiyor. Balla ve bitki çaylarıyla iyileşmeyen inatçı bir öksürük. Çok rahatsız edici ve günlük yaşam kalitesini bozan bir öksürük. Mutlaka değerlendirilip, zeminde kronik bir hastalık var mı diye bakılmalı. Bazen farklı bir patoloji ve öksürük karışabiliyor. Baktığımız zaman kalp yetmezliği vakaları da öksürükle gelebiliyor. Akciğer kanseri de öksürükle teşhisi koyabiliyoruz. Çok da geçiştirmemek gerekir. Uzayan öksürükleri ciddiye almak lazım. Normalde solunum yolu enfeksiyonları sonrasında 3-5 gün öksürük hepimizde devam eder ve sonrasında geçer. Bu çok sorun değil ama uzuyor 3 ya da 8 haftayı geçiyorsa mutlaka araştırılması gerekir. Sebebini bulmak ve iyi tedavi edilmek gerekir. Hakikaten ciddi sorunlar çıkabiliyor.' (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/prof-dr-ozluden-gecmeyen-oksuruk-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/thumbs-b-c-1387f85d2bb30659216bccb3b49a7fce.jpg" type="image/jpeg" length="39395"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Sağlıklı oruç için en önemli adım bol su içmek']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İFTAR ile sahur arasında yeterli ve dengeli su tüketimi sağlıklı bir ramazan geçirmek için oldukça önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, 'Gün boyunca su tüketilmediğinde vücut terleme, solunum ve idrar yoluyla sıvı kaybetmeye devam eder. Bu kayıplar yerine konmadığında hafif dehidratasyon dediğimiz sıvı eksikliği ortaya çıkabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu'ndan Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, ramazanda su içmenin faydalarına yönelik bilgi verdi. Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Vücudun yaklaşık yüzde 55-60'ı sudan oluşuyor. Su; vücut sıcaklığının düzenlenmesi, hücrelerin çalışması, besinlerin taşınması, sindirim, metabolizma ve toksinlerin atılması gibi birçok yaşamsal görevde rol oynuyor. Gün içinde uzun süre su içilemediğinde vücut sıvı dengesini korumak için bazı mekanizmalar devreye giriyor. Ramazanda da gün içinde yeterli sıvı alınmadığında halsizlik, baş ağrısı, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık ve tansiyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'KAFEİN SUSUZLUK HİSSİNİ ARTIRABİLİR'</p>

<p>Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Gün boyunca su tüketilmediğinde vücut terleme, solunum ve idrar yoluyla sıvı kaybetmeye devam eder. Bu kayıplar yerine konmadığında hafif dehidratasyon dediğimiz sıvı eksikliği ortaya çıkabilir. Özellikle yoğun fiziksel aktivite, kafein tüketimi veya tuzlu yiyecekler susuzluk hissini artırabilir. Ramazan ayında yapılan en yaygın hatalardan biri, iftar sırasında hızlı bir şekilde çok fazla su içmeye çalışmaktır. Oysa vücut kısa sürede yüksek miktarda sıvıyı verimli şekilde kullanamaz. Bu nedenle su tüketiminin iftar ile sahur arasında dengeli şekilde dağıtılması çok daha sağlıklı bir yaklaşımdır' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'GÜNLÜK SU MİKTARI 2- 2.5 LİTRE'</p>

<p>Sağlıklı yetişkin bireyler için günlük ortalama su ihtiyacının 2-2,5 litre civarında olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Bu miktar kişinin kilosuna, yaşına, fiziksel aktivitesine ve hava sıcaklığına göre değişebilir. Ramazan ayında bu miktarı karşılamak için iftar ile sahur arasında su tüketimini planlamak önemlidir. İftar sırasında 1-2 bardak, iftar sonrasında 4-5 bardak, sahurda 2-3 bardak su içilerek denge sağlanabilir. Bu şekilde toplamda yaklaşık 8-10 bardak su tüketmek mümkündür. Su içmenin yanı sıra çorba, ayran, kefir, süt ve yüksek su içeren sebze-meyveler de günlük sıvı alımına katkı sağlar' diye konuştu.</p>

<p>'KISA SÜREDE ÇOK SU İÇMEK MİDEYİ RAHATSIZ EDEBİLİR'</p>

<p>Sahur öğününün gün boyunca susuzluğu azaltmada önemli rol oynadığına değinen Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Sahurda yeterli su içilmemesi gün içinde daha hızlı susamaya neden olabilir. Ancak burada da aşırı su tüketimi önerilmez. Çok kısa sürede fazla miktarda su içmek mideyi rahatsız edebilir ve sık idrara çıkmaya yol açabilir. Sahurda ayrıca tuzlu ve aşırı baharatlı yiyeceklerden kaçınmak gerekir. Salamura ürünler, turşu, tuzlu peynirler ve işlenmiş gıdalar gün içinde susuzluk hissini artırabilir. Bunun yerine yumurta, yoğurt, tam tahıllar ve sebzeler içeren dengeli bir sahur tercih edilmelidir' dedi.</p>

<p>'MİDEYİ YORMAMAK İÇİN SUYU YAVAŞ VE KONTROLLÜ İÇMEK ÖNEMLİDİR'</p>

<p>'İftar anında uzun süreli açlık ve susuzluk sonrası mideyi yormamak için suyu yavaş ve kontrollü içmek önemlidir' diyen Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Geleneksel olarak orucun su ile açılması hem mideyi rahatlatır hem de vücuda hızlı enerji sağlar. İftarda önce 1-2 bardak su içmek, ardından sebzeli veya tavuk suyu çorba ile hafif bir başlangıç yapmak sindirim sisteminin daha rahat çalışmasına yardımcı olur. Ana yemek sırasında ise aşırı su tüketmek yerine öğün aralarında su içmek daha doğru bir yaklaşımdır. Ramazan ayında bazı besinler susuzluk hissini artırabilir. Aşırı tuzlu gıdalar, baharatlı yemekler, kızartmalar, şekerli içecekler, fazla çay ve kahve susuzluk oluşturabilir. Kafein içeren içecekler idrar söktürücü etkiye sahip olduğu için vücuttan sıvı kaybını artırabilir. Bu nedenle iftar sonrası çay ve kahve tüketimi sınırlı tutulmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'SUSUZLUK BELİRTİLERİNİ TANIMAK ÖNEMLİ'</p>

<p>Baş ağrısı, ağız kuruluğu, koyu renkli idrar, halsizlik ve baş dönmesi vücudun susuz kaldığının işaretleri olabildiğini kaydeden Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Bu tür belirtiler yaşandığında iftar ile sahur arasında sıvı tüketimine daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Gün içinde kaybedilen sıvının iftar ile sahur arasında düzenli şekilde yerine konması hem enerji seviyesinin korunmasına hem de metabolizmanın sağlıklı çalışmasına yardımcı olur' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber, Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/agency/dha/saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek.jpg" type="image/jpeg" length="81858"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kazakistanlı Abdrakhmanov'un boynundaki tümör Türkiye'de çıkarıldı]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/kazakistanli-abdrakhmanovun-boynundaki-tumor-turkiyede-cikarildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/kazakistanli-abdrakhmanovun-boynundaki-tumor-turkiyede-cikarildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- BOYNUNDAKİ 2 kilogramlık tümör nedeniyle yürüyemez hale gelen Mirlan Abdrakhmanov (37), İstanbul'da gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu. Abdrakhmanov, 'Kitle zamanla büyüdü, küçülmedi. Bebek başı kadar olmuştu, yürümek ve oturmak bile çok zordu' dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boynunda yaklaşık 2 kilogram ağırlığında ve 26 santimetre çapında bir tümörle (fibrosarkom) yaşam mücadelesi veren 37 yaşındaki Kazakistanlı Mirlan Abdrakhmanov, sağlığına Türkiye'de kavuştu. Yürümeyi ve oturmayı dahi imkansız hale getiren kitle, Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tolga Kandoğan ve ekibinin gerçekleştirdiği kritik operasyonla çıkarıldı.</p>

<p></p>

<p>'TÜMÖR OLDUKÇA İLERİ BOYUTTAYDI'</p>

<p></p>

<p>Hastanın kendilerine başvurduğunda durumun oldukça kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Kandoğan, 'Bu fibrosarkomvakasıydı ve daha önce ameliyat öyküsü vardı. Fibrosarkomlarnüks potansiyeli yüksek, kötü huylu tümörlerdir. Hastamız bize geldiğinde tümör yaklaşık 2 kilogram ağırlığında ve 26 santimetre çapındaydı. Tümörü çıkardıktan sonra oluşan defekti kas flepleri kullanarak kapattık. Cerrahi sınırlar negatife ulaştı. Boyun ameliyatından sonra hastamız çok iyi toparladı.' diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>'UZAĞA YAYILMAMIŞ OLMASI BÜYÜK ŞANSTI'</p>

<p></p>

<p>Tümörün büyüklüğünün cerrahiyi zorlaştıran en önemli faktör olduğunu belirten Prof. Kandoğan, 'Şanslıydı çünkü uzak metastazı yoktu. Tümör tamamen boyunla sınırlıydı. Bu da tedavi başarısını artıran en önemli unsurlardan biri oldu. Fibrosarkomlar kemoterapiden çok fayda gören tümörler değildir ancak hastamızın tümör dokusu kemoterapiye uygun. Bu nedenle onkoloji ile birlikte kemoterapi sürecini planladık. Bugün taburcu oluyor' dedi.</p>

<p></p>

<p>'YÜRÜMEK BİLE ZORLAŞMIŞTI'</p>

<p></p>

<p>Mirlan Abdrakhmanov, yaşadıklarını şöyle anlattı:</p>

<p></p>

<p>'Başta fibroma vardı. Kriyoablasyon yapıldı ama fayda etmedi. Biyopsi sonrası fibrosarkom tanısı konuldu. Kitle zamanla büyüdü, küçülmedi. Bebek başı kadar olmuştu, yürümek ve oturmak bile çok zordu. Kendi ülkemde ameliyat sırasının gelmesi aylar sürebilirdi. Tolga hoca ile görüştük, kısa sürede ameliyat olabileceğimi söyledi. Türkiye'yegeldikten sadece iki gün sonra ameliyata alındım. Şu an kendimi iyi hissediyorum. Büyük bir kitle çıkarıldığı için kaslarla ilgili biraz rahatsızlık var ama onun dışında iyiyim. Tolga Hoca'ya, ekibine, hemşirelere ve tüm Medipol çalışanlarına çok teşekkür ediyorum.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber, Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/kazakistanli-abdrakhmanovun-boynundaki-tumor-turkiyede-cikarildi</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/agency/dha/kazakistanli-abdrakhmanovun-boynundaki-tumor-turkiyede-cikarildi.jpg" type="image/jpeg" length="33997"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkeklere HPV uyarısı]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/erkeklere-hpv-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/erkeklere-hpv-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Yakut, 4 Mart HPV Farkındalık Günü kapsamında HPV'nin erkekler üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Doç. Dr. Yakut, HPV'nin toplumda son derece yaygın görüldüğünü ve erkeklerin büyük bölümünün taşıyıcı olduğunu bilmeden virüsü bulaştırabildiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Ankara Hastanesi Üroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Emrah Yakut, 4 Mart HPV Farkındalık Günü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, HPV'nin (Human Papilloma Virus) bulaş yolları, risk faktörleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Yakut, 'Deri ve mukozaları enfekte eden, 200'den fazla alt tipi bulunan bir virüs grubu olan HPV (Human Papilloma Virus), hem kadınlarda hem de erkeklerde görülebilen ciddi bir enfeksiyon olarak biliniyor. Bunların bir kısmı düşük riskli yani basit bir siğil olarak görülse de bir kısmı ise yüksek riskli olup kanser gelişimiyle ilişkili olabiliyor. HPV toplumda son derece yaygın görülmektedir. Cinsel olarak aktif bireylerin yüzde 70-80'i yaşamlarının bir döneminde HPV ile karşılaşır fakat sessiz ilerler, çoğu kişi bunun farkında bile olmaz. HPV her iki cinsi de etkiler. Uzun yıllar kadınlarda rahim ağzı kanseriyle ilişkilendirilmesi nedeniyle erkekler göz ardı edilmiştir. Erkekler açısından risk genital siğiller, penis, anüs, orofarenks (boğaz) kanserleri, partnerlere bulaşın devam etmesi şeklindedir. Erkekler aynı zamanda sessiz taşıyıcı olabilir. Enfekte olan bireylerin yüzde 90'ında bağışıklık sistemi virüsü 1-2 yıl içinde temizler. HPV tipi (yüksek-düşük risk) bağışıklık durumu, sigara kullanımı, uzun süreli kalıcılık gibi faktörlere bağlıdır. Genital siğiller (kondilomlar), penis kanseri, anal kanser, orofaringeal (boğaz, dil kökü) kanserler (özellikle HPV 16 ve 18, erkeklerde kanserle en çok ilişkili tiplerdir)' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>'BU 4 BELİRTİYİ ÖNEMSEYİN'</h3>

<p>Doç. Dr. Yakut, 'HPV çoğunlukla sessiz seyreder. Erkeklerin büyük bölümü taşıyıcı olduğunu bilmez. Belirti varsa genellikle genital bölgede siğil, et beni, kabarıklık, anal bölgede kitle veya kanama, geçmeyen yara veya renk değişikliği nadiren kanama, renk değişikliği, yara tanı genellikle klinik muayene ile konur. Erkeklerde rutin HPV tarama testi yoktur. Şüpheli lezyonlarda biyopsi yapılabilir. HPV'nin bulaş yolları vajinal, anal, oral cinsel temas, deri-deri teması (tam penetrasyon şart değil), prezervatif riski azaltır ama tam koruma sağlamaz. HPV, cinsel yolla en kolay bulaşan virüslerden biridir. HPV'nin kendisini ortadan kaldıran spesifik bir antiviral tedavisi yoktur. Tedavi, oluşan lezyonlara yönelik planlanmaktadır. Kriyoterapi (dondurma), koterizasyon (yakma), lazer, cerrahi eksizyon (bağışıklık sisteminin virüsü temizlemesi)' dedi.</p>

<p>Doç. Dr. Yakut, 'HPV aşısı, kadın ve erkeklerde cinsel aktif olmadan önce ideal ancak daha sonra da faydalıdır. Aşılama, bilinçli cinsel yaşam, damgalamadan uzak sağlık politikaları temel taşlardır. HPV bir ayıp ya da istisnai hastalık değildir. Son derece yaygın, çoğu zaman geçici bir enfeksiyondur. Erkeklerin bu konuda bilinçlenmesi, kendi sağlıklarını, partnerlerinin sağlığını ve toplum sağlığını doğrudan etkiler. Üroloji pratiğinde HPV'yi konuşmak, tanımak ve önlemek artık zorunluluktur' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Ankara, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/erkeklere-hpv-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/03/hpv-1.jpg" type="image/jpeg" length="90667"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İki kız kardeş aynı gün meme kanserini yendi]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/iki-kiz-kardes-ayni-gun-meme-kanserini-yendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/iki-kiz-kardes-ayni-gun-meme-kanserini-yendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ÇANAKKALE'de yaşayan Hatice Özkan (61) ile kardeşi Nurten Korkmaz (54), 4 yıl arayla meme kanserine yakalandı. İki kız kardeş genetik olduğu tespit edilen hastalıktan, hastanede aynı gün gerçekleşen operasyonla kurtuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale'de yaşayan Hatice Özkan'a 4 yıl önce meme kanseri teşhisi konuldu. Tedavisinin ardından Özkan'ın sol memesindeki kist temizlendi. Ancak 2 yıl önce hastalık nüksedince, Bursa'da Doruk Nilüfer Hastanesi'nde Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Coşkun Özer tarafından yapılan operasyonla Özkan'ın sol memesi alındı. Yapılan tetkik ve değerlendirmeler sonucu, hastalığın genetik olduğu tespit edilip, Özkan'ın kız kardeşi Nurten Korkmaz'da da meme kanseri saptandı. İki kız kardeş yeniden hastaneye başvurdu. Hastanede ileri düzeyde yapılan tetkik ve incelemelerde, kardeşlerin meme dokusunun tamamen alınması ve sonrasında fonksiyonel kayıp olmaması için, Genel Cerrahi uzmanı doktor Coşkun Özer ve Plastik Cerrahi uzmanı doktor Kemal Karaca tarafından operasyon gerçekleştirildi. Hatice ve Nurten kardeşler, aynı gün art arda gerçekleşen operasyonlarla meme kanserinden tamamen kurtuldu.</p>

<p>'EN CİDDİ KANSERİ BERABER YENDİLER'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadınların 20 yaşından sonra kendi kendine meme muayenesi ile 40 yaşından sonra da yıllık mamografi taramalarını yaptırmaları ve en ufak farklılıkta doktorlarına başvurması gerektiğini vurgulayan doktor Özer, 'Hatice teyzemize 2 yıl önce sol memenin tamamen alınması (sol mastektomi) yapılmış, şimdi ise sağ memenin tamamen alınması (sağ mastektomi), kız kardeşi Nurten hanıma ise iki memenin iç kısmındaki dokuların tamamen alınması ve boşalan alana silikon konulması ameliyatı uygulandı. Koridorlarda beraber yürüyerek kadınlar için en ciddi kanserlerden olan meme kanserini yendiler. Şimdi hastalığı geçmişte bırakarak sevdiklerine vakit ayırabilmekteler' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/iki-kiz-kardes-ayni-gun-meme-kanserini-yendi</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/02/agency/dha/iki-kiz-kardes-ayni-gun-meme-kanserini-yendi.jpg" type="image/jpeg" length="41550"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Pullukçu: 'Sağlıkçı' adı altında kapı kapı gezenler Hepatit C virüsünü yayıyor]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu, 'Artık cerrahi işlemlerden kaynaklı Hepatit C hastası görmüyoruz ancak 'sağlıkçı' adı altında kapı kapı dolaşarak bazı işlemler yapan kişiler sterilizasyona uymadıkları için kişiden kişiye bu virüsü bulaştırabiliyorlar' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu, hepatit virüslerini ele alan konferansa katılmak için Adana'ya geldi. Prof. Dr. Pullukçu, program sonunda Hepatit C virüsünün yıllar içerisinde neden olduğu hastalıkları ve risk faktörlerini DHA'ya anlattı.</p>

<p>'15-20 YILDA KANSERE ÇEVİRİYOR'</p>

<p>Hepatit C virüsünün yıllar içerisinde sessiz ilerleyerek karaciğere hasar verdiğini ve kanserlere sebep olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu, 'Hepatit C, daha çok invaziv işlemler dediğimiz iğne ya da cerrahi işlemler sonrası bulaşabiliyor. 1994 yılına kadar testi ya da tarama programı yoktu. Daha sonra tarama testleri çıkınca biz bu insanları bir bir bulmaya başladık. Arkasından tedavileri geldi ancak başarılı değildi. Şimdi çok güzel tedavilerimiz var ve 2 ayda tamamen yüzde 100 iyileştiriyor. Aslında çok pahalı olan bu tedavileri devletimiz ücretsiz karşılıyor. Hepatit C yüzde 75 oranda kronik hale geliyor ve yavaş yavaş karaciğeri hasarlandırıyor. Hasta olup olmadığınızı bilemezsiniz o nedenle bu kişilerin taranması gerekiyor. Çünkü karaciğer çok metanetli bir organ, kendisinin yüzde 20'si kalana kadar bulgu vermiyor. Bu durum 15-20 yıl içerisinde kanserlere neden olabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>DÖVME VE MANİKÜRE DİKKAT</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu virüse karşı uyarılarda bulunan Prof. Dr. Pullukçu, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>'1994 yılından önce kan ürünü alan, herhangi bir cerrahi işlem uygulanan, ameliyat olan, yaşı 55'in üzerinde olanlar ya da dövme, piercing yaptırmış olan kişiler, manikür pedikür gibi işlemleri çok uygun yerlerde yaptırmayanlar, cezaevi mahkumları risk grubudur. Artık hastanelerde tarama testleri yapıldığı için cerrahi işlemlerden kaynaklı hepatit hastası görmüyoruz ancak toplumumuzda 'sağlıkçı' adı altında kapı kapı dolaşarak bazı işlemler yapan kişiler sterilizasyona uymadıkları için kişiden kişiye bu virüsü bulaştırabiliyorlar. Sağlıkla ilgili herhangi bir diploma ya da belgesi olmayan kişilere en ufak bir işlem dahi yaptırılmamalıdır. Manikür pedikür konusunda da insanlar bu işlemler için kendi setlerini alabilirler. Hepatit C, çok fazla belirti vermediğinden insanlar kalıcı bir hasar oluşana kadar farkına varamıyor. O nedenle risk grubundaki bu kişiler mutlaka hayatlarında bir kez test yaptırabilir. Devletimizin karşıladığı hap tedavileriyle de kanser ya da siroz gibi risklerle karşılaşmadan tamamen iyileşebilir.' (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/02/agency/dha/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor.jpg" type="image/jpeg" length="88608"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof.Dr. Öztürk: Ramazan ayı kilo verme sürecini durdurmaz]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/profdr-ozturk-ramazan-ayi-kilo-verme-surecini-durdurmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/profdr-ozturk-ramazan-ayi-kilo-verme-surecini-durdurmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğru planlama yapıldığında ramazan ayının kilo verme sürecini etkilemediğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk, 'Ramazan ayı kilo verme sürecini durdurmaz tam tersine yağ yakımını destekleyen güçlü bir fırsata dönüşebilir. Ramazan ayı geldiğinde birçok kişi 'ramazan geçsin, diyete öyle başlarım' diyor. Ancak bu düşünce çoğu zaman iyi niyetli bir erteleme değil, farkında olmadan sağlığı zorlayan bir dönemin başlangıcı oluyor. Çünkü ramazanda mesele oruç tutmak değil; oruç]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Oruç tutarken vücudun avantaj kazandığını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk, 'Gün boyu açlıkla birlikte insülin düşer, vücut enerji için yağ depolarını kullanmaya daha yatkın hale gelir. Bu, metabolik açıdan çok kıymetli bir süreçtir. Fakat bu avantajın devam edip etmeyeceğini belirleyen asıl şey, iftar ve sahur arasında ne yediğinizdir. Eğer bu zaman dilimi şekerli ve nişastalı gıdalarla dolarsa, gün boyu oluşan avantaj saatler içinde kaybolur. Kısacası: Oruç yağ yakımına zemin hazırlar; yanlış iftar-sahur vücudu yağ depolama moduna sokar' diye konuştu.</p>

<h3>'EN GÜÇLÜ AÇLIK KRİZLERİ ŞEKER VE NİŞASTA YÜKLEMESİNDEN DOĞAR'</h3>

<p>Prof. Dr. Öztürk, iftarda yapılan yanlışlar hakkında şunları söyledi:</p>

<p>'İftarda şekerli ve nişastalı yersem kan şekerim yükselir, ertesi gün oruç daha kolay geçer.' Bu, kulağa mantıklı gibi gelse de çoğu kişide tam tersi olur. Şeker ve nişasta kan şekerini hızlı yükseltir, ardından hızla düşürür. Sonuçta kişi gece daha çok acıkır, tatlı isteği artar, uyku bozulur ve ertesi gün daha erken yorulur. Yani 'kan şekerini yüksek tutmak' yerine, kan şekerini dalgalandırmış olursunuz. En güçlü açlık krizleri çoğu zaman açlıktan değil, bir önceki akşam yapılan şeker-nişasta yüklemesinden doğar.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>'KİLO VEREMEMENİN SEBEPLERİ ARASINDA GECE GEÇ SAATLERDE YEME ALIŞKANLIĞI VE YETERSİZ UYKU DA OLABİLİR'</h3>

<p>Prof. Dr. Öztürk, bir diğer kritik unsurun histamin yükü olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>'Ramazan'da birçok kişi pratiklik nedeniyle beklemiş yemeklere, yeniden ısıtılan proteinlere, işlenmiş gıdalara, soslu ve fermente ürünlere daha çok yönelir. Ancak bu tarz beslenme bazı kişilerde histamin yükünü artırabilir. Histamin yükseldiğinde vücut bunu çoğu zaman 'kilo aldım' diye hissettirir. Çünkü histamin yükü şunları artırabilir: ödem, şişkinlik, cilt hassasiyeti, baş ağrısı, çarpıntı, huzursuzluk ve uyku kalitesinde bozulma. Bu nedenle ramazanda tartıda görülen artışların bir kısmı yağ değil, inflamasyon ve su tutulumudur. İşte bu yüzden 'oruç tutuyorum ama kilo veremiyorum' diyen pek çok kişi, aslında kalori değil yüksek histamin ve yüksek inflamasyon sorununu yaşıyor olabilir. Burada çok önemli bir noktayı vurgulamak gerekir. Ramazanda asıl kilo aldıran çoğu zaman iftar tabağı değil, iftardan sonraki 'masum' atıştırma döngüsüdür. İftar sonrası çay yanında tatlı, bir parça daha, biraz meyve, biraz kuruyemiş derken gece boyunca insülin tekrar tekrar yükselir. İnsülin yükseldikçe yağ yakımı durur. Böylece kişi gün boyu aç kalmış olsa bile, gece boyunca sık yediği için vücudu uzun süre depolama modunda kalır. Bu döngü aynı zamanda uykuyu da bozar. Uyku bozulduğunda ise iştah kontrolü zorlaşır ve ertesi gün daha güçlü atıştırma istekleri başlar. Kilo verememenin sebebi sadece beslenme değil; gece geç saatlere kadar yeme alışkanlığı ve yetersiz uyku da olabilir.'</p>

<h3>'RAMAZAN AYI KETOMİKS DİYET YAKLAŞIMI İÇİN DOĞAL BİR METABOLİK FIRSATTIR'</h3>

<p>Prof.Dr. Öztürk, 'Lipödem sadece kilo fazlalığı değil. Ağrı, hassasiyet, ödem, inflamasyon ve lenf dolaşımı yükü ile ilişkilidir. Bu nedenle ramazan geçsin, sonra başlarım yaklaşımı lipödem açısından risklidir. Lipödem beklemekle gerilemez; aksine ilerleyebilir. Özellikle ramazan ayı boyunca yüksek şeker, yüksek nişasta ve yüksek histamin yükü devam ederse, ödem artabilir, ağrılar belirginleşebilir, dokuda sertleşme eğilimi yükselir ve kilo vermek daha zor hale gelir. Bu yüzden lipödemde en doğru yaklaşım ertelemek değil, doğru stratejiyle hemen başlamaktır. Ketomiks diyet yaklaşım ramazanı 'zorlu bir ay' olarak değil, doğal bir metabolik fırsat olarak ele alır. Çünkü oruç zaten bir aralıklı oruç zaman dilimini oluşturur. Ketomiks diyet stratejisi bu pencereyi şu şekilde güçlendirir: İftarda kan şekerini zıplatmayan bir başlangıç, sahurda uzun süre tok tutan bir denge, düşük histaminli ve antiinflamatuar seçimler, gece atıştırmalarını bitiren net bir düzen. Bu sayede ramazandaki açlık saatleri gerçekten avantaja dönüşebilir. Kilo verme süreci hızlanabilir, inflamasyon azalabilir, ödem gerileyebilir ve lipödem semptomlarında rahatlama görülebilir' diye konuştu.</p>

<h3>'RAMAZAN GEÇER YANLIŞ ALIŞKANLIKLAR KALIR'</h3>

<p>Ramazan ayında günün en kritik anının iftar olduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, 'Gün boyu aç kalan bedenin en hassas olduğu anda şeker ve nişasta ile yüklenmek, bütün avantajı kaybettirebilir. Sahur ise daha çok yemek değil, daha dengeli yemek zamanıdır. Sahurda şekerli ve nişastalı tüketim arttıkça ertesi gün daha erken acıkma ve daha güçlü tatlı isteği görülebilir. Ve en önemlisi: Gece boyunca küçük küçük atıştırmalar, orucun faydasını sıfırlayabilir. Çünkü yağ yakımı, insülinin sakin olduğu zamanlarda gerçekleşir. Ramazan, diyetin ertelendiği bir ay olmak zorunda değil. Tam tersine, doğru planla ramazan; metabolik dengeyi kurmak, yağ yakımını desteklemek ve lipödem gibi inflamasyon temelli sorunlarda vücudun yükünü azaltmak için güçlü bir başlangıç olabilir. Ramazan geçer; ama yanlış alışkanlıklar kalır. Lipödem ilerleyebilir. Bu nedenle en doğru yaklaşım, ramazanı sağlıksız seçimlere gerekçe yapmak değil, ramazanı bilinçli bir dönüşüm fırsatına çevirmektir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/profdr-ozturk-ramazan-ayi-kilo-verme-surecini-durdurmaz</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Feb 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2026/02/iftar-2.jpg" type="image/jpeg" length="41450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Soğuk ve rüzgarlı havalar yüz felci riskini artırıyor']]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/soguk-ve-ruzgarli-havalar-yuz-felci-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/soguk-ve-ruzgarli-havalar-yuz-felci-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İSTANBUL, (DHA)- SOĞUK ve rüzgara uzun süre maruz kalmanın yüz felci riskini artırabileceğini belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası, 'Banyo veya duş sonrası saçlar kurutulmadan dışarı çıkmak, yüz felcine davetiye çıkarabilir. Saçlar kurutulsa bile vücudun dış ortam ısısına uyum sağlaması için evde bir süre beklenmesi faydalıdır. Bazı hastalarda felç gelişmeden önce kulak arkasında ağrı görülebilir. Özellikle kulak arkasında başlayan ve orta şiddetteki ağrı yüz felci habercisi olabilir ve yüz felci belirtileri fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması, kalıcı hasarın önlenmesi açısından büyük önem taşıyor' dedi.</p>

<p>VM Medical Park Pendik Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası, yüz felci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Yüz felcinin ne olduğundan bahseden Prof. Dr. Kazkayası, 'Yüz felci (fasiyal paralizi), yüz mimik kaslarını kontrol eden 7. kraniyal sinirin hasarına bağlı olarak gelişen ve yüzün bir yarısında hareket kaybıyla seyreden bir klinik tablodur. Kadın ve erkeklerde benzer sıklıkta görülmekle birlikte; gebelik, doğum sonrası dönem, hipertansiyon, diyabet ve otoimmün hastalıkları olan bireylerde risk daha yüksektir' diye konuştu.</p>

<p>'YÜZ FELCİNE VİRÜSLER DE NEDEN OLABİLİR'</p>

<p>Yüz felcinin nedenlerine değinen Prof. Dr. Kazkayası, 'Yüz felcinin kesin nedeni her zaman saptanamasa da olguların yaklaşık üçte ikisi 'idiopatik (nedeni saptanamayan)' olarak değerlendirilir. En sık kabul gören neden viral inflamasyondur. Herpes simpleks tip 1, varisella zoster ve Epstein-Barr gibi virüsler de sinirde iltihaplanmaya yol açabilir. Bu virüsler, daha önce vücuda girmişken stres, soğuk hava, fiziksel travma ve mevsimsel değişikliklerle yeniden aktive olabilir' dedi.</p>

<p>'SOĞUK ORTAMLAR RİSKİ ARTIRIYOR'</p>

<p>Soğuk ve rüzgâra uzun süre maruz kalmanın yüz sinirinde hassasiyete neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Kazkayası, geçmişte yüz felcinin 'şoför hastalığı' olarak adlandırıldığını hatırlattı. Araçlarda klima bulunmadığı dönemlerde açık camdan gelen rüzgâra maruz kalan sürücülerde yüz felcinin sık görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Kazkayası, 'Banyo veya duş sonrası saçlar kurutulmadan dışarı çıkmak da yüz felcine davetiye çıkarabilir. Saçlar kurutulsa bile vücudun dış ortam ısısına uyum sağlaması için evde bir süre beklenmesi faydalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'KULAK ARKASINDAKİ AĞRI GÖZ ARDI EDİLMEMELİ'</p>

<p>Yüz felcinin en sık belirtilerinin yüzün bir yarısında hareket kaybı, ağız köşesinde sarkma, göz kapamada güçlük ve yüzde asimetri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kazkayası, 'Bazı hastalarda felç gelişmeden önce kulak arkasında ağrı görülebilir. Özellikle kulak arkasında başlayan ve orta şiddette olan ağrının yüz felcinin habercisi olabilir. Ağrının şiddetli olması ise prognoz açısından olumsuz bir işaret olabilir. Kulakta dolgunluk hissi, yüksek sese tahammülsüzlük ve tat duyusunda azalma da eşlik edebilen diğer belirtiler arasındadır' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'TANI VE TEDAVİDE ERKEN MÜDAHALE ÖNEMLİ'</p>

<p>Yüz felci tanısında ayrıntılı öykü ve fizik muayenenin yanı sıra odyolojik testler, görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar tetkiklerinden yararlanıldığını belirten Prof. Dr. Kazkayası, 'Gerek görülen hastalarda bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme ile enfeksiyöz ya da tümöral nedenler dışlanabilir' dedi.</p>

<p>'HASTALARIN BÜYÜK KISMI İLK ÜÇ AYDA İYİLEŞİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüz felci geçiren hastaların yaklaşık yüzde 80-85'inde ilk üç ay içinde tama yakın iyileşme görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Kazkayası, 'Yüzde 15-20 oranında hastada ise hafif ya da ciddi sekel kalabilir. Felcin tam olması, üç haftaya rağmen düzelme görülmemesi, ileri yaş, şiddetli kulak arkası ağrısı ve eşlik eden kronik hastalıklar iyileşme sürecini olumsuz etkileyebilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'BELİRTİLER VARSA VAKİT KAYBETMEDEN SAĞLIK KURULUŞUNA BAŞVURUN'</p>

<p>Prof. Dr. Kazkayası, 'Soğuk havalarda ıslak saçla dışarı çıkmaktan kaçınılması, rüzgâra doğrudan maruziyetin azaltılması ve yüz felci belirtileri fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması, kalıcı hasarın önlenmesi açısından büyük önem taşıyor' diyerek açıklamalarını sonlandırdı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Istanbul, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/soguk-ve-ruzgarli-havalar-yuz-felci-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2024/12/soguk-1.jpg" type="image/jpeg" length="43957"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Paran kadar tedavi dönemi! Parayı verene aynı gün MR]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/paran-kadar-tedavi-donemi-parayi-verene-ayni-gun-mr</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/paran-kadar-tedavi-donemi-parayi-verene-ayni-gun-mr" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Randevular aylar sonrasına verilirken, parası olan hastalar ‘mesai dışı’ adı altında aynı gün MR çektiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kamu hastanelerinde tıbbi görüntüleme randevuları için hastalara haftalar, hatta aylar sonrasına tarih veriliyor. Ancak beklemek istemeyen ve imkânı olan hastalar, “mesai dışı” adı altında ek ücret ödeyerek aynı gün MR, tomografi veya ultrason çektirebiliyor.</p>

<p>Bir Gün'ün haberine göre, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) Başkanı Heybet Aslanoğlu, bu uygulamanın sağlık hizmetlerinde eşitsizlik yarattığını vurgulayarak, “Parası olan aynı gün tetkik yaptırıyor, olmayan aylarca bekliyor. Yani paranız kadar sağlık hizmeti alabiliyorsunuz,” dedi.</p>

<p>Türkiye, OECD ülkeleri arasında kişi başına en fazla MR ve tomografi çekimi yapılan ülke konumunda. Yılda yaklaşık 50 milyon görüntüleme işlemi gerçekleştiriliyor; bunun 5 milyonunun gereksiz olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2024 İstatistik Yıllığı’na göre MR, BT, ultrason, Doppler ve EKO cihazlarının sayısı artsa da, personel yetersizliği ve artan hasta yükü nedeniyle randevular gecikiyor.</p>

<p>Aslanoğlu, özellikle şehir hastanelerine yapılan yüksek harcamalar nedeniyle üniversite ve kamu hastanelerine ayrılan bütçenin yetersiz kaldığını, bunun da hizmeti aksattığını söyledi.</p>

<p>“AKP iktidarı 23 yıldır sağlık sistemini performans odaklı hale getirdi. Artan talep, yetersiz personel ve cihazlar yüzünden randevular aylar sonrasına veriliyor. Hastalar ‘mesai dışı’ adı altında 1000 ila 3000 lira ödeyerek hizmet alabiliyor. Oysa bu hizmetlerin çoğu gündüz mesai saatlerinde veriliyor. Parası olan hemen işlem yaptırırken, olmayan beklemek zorunda kalıyor.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aslanoğlu, “Bir zamanlar ‘bıçak parasını kaldırdık’ deniyordu, bugün ise adı ‘mesai dışı ücreti’. Yani sistem değişti ama anlayış aynı. Kamu hastaneleri ticarileşti, vatandaşın ücretsiz sağlık hizmetine erişimi zorlaştı,” ifadelerini kullandı. Dernek, mesai dışı uygulamasının kaldırılması ve sağlık hizmetlerinin yeniden eşit, ücretsiz ve kamusal bir zeminde sunulması çağrısında bulundu.</p>

<p>[related-posts id="1188873" color="bg-danger"][/related-posts]</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/paran-kadar-tedavi-donemi-parayi-verene-ayni-gun-mr</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/10/mr-1.jpg" type="image/jpeg" length="40475"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Havalar soğudu, sıklıkla tüketilmeye başladı! Uzman isim toksin riskine dikkat çekti]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/havalar-sogudu-siklikla-tuketilmeye-basladi-uzman-isim-toksin-riskine-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/havalar-sogudu-siklikla-tuketilmeye-basladi-uzman-isim-toksin-riskine-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Havaların soğumasıyla birlikte tüketimin arttığı kış çayları hakkında uzmanından uyarı geldi. Prof. Dr. Alper Şener, "Kış çaylarında bir mantar türeyebiliyor. Bu çaylar toksin yani bir zehir salgılıyor. Bu toksin de karaciğer kanseri, uzun dönem kullanıldığında ise böbrek yetmezliği gibi tablolara sebep olabiliyor. Satın alırken aflatoksin taraması yapılmış olan etiket tercih edilmeli" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı'nda görevli Prof. Dr. Alper Şener, sıcaklıkların düşmeye başlaması ve ısı değişimleriyle birlikte solunum yolu enfeksiyonları sezonunun da açıldığını söyledi.</p>

<p>Akciğerlerde ve solunum yollarında enfeksiyonlara yol açan oldukça yaygın bir virüs Respiratuar Sinsityal Virus (RSV) ile birlikte diğer viral enfeksiyonlarda artış gözlendiğini kaydeden Prof. Dr. Şener, aile hekimliği, kulak burun boğaz ve göğüs hastalıkları polikliniklerine yoğun başvuru olduğunu dile getirdi. Şikayetlerin ciddi bir kısmının başlangıcında viral enfeksiyonların etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Şener, "Bazı hastalarda yanlışlıkla antibiyotik kullanımı söz konusu oluyor. Bazen hekimler yaş grubu itibarıyla zatürre oluşmaması için hastalarına reçete ediyor bazen de hastalar evde kalan antibiyotikleri kullanabiliyor. Ama antibiyotikler bazı virüsler karşısında etkisiz kalıyor. Aşısını olmamış vatandaşlarımız lütfen bir an önce aşılarını olsun. 15 Aralık'a kadar influenza aşısının etkinliği devam ediyor. 65 yaş üstü vatandaşların aşılarını ihmal etmemeleri lazım. Yeni gelen RSV aşıları var. 75 yaş üstüne iki yılda bir RSV aşılarını öneriyoruz. Covid-19 oransal olarak azaldı desek de bu virüslerin içinde var" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'AKCİĞERE İNMESİNİ ÖNLEMEK MÜMKÜN'</strong></p>

<p>Pandemiden bu yana toplumda aşı ile korunabilen hastalıklara karşı duyarlılığın da arttığını ifade eden Prof. Dr. Şener, 65 yaş üstü hastalarda yoğun bakım riskinin fazla olduğunu belirterek eksik aşılar konusunda vatandaşları uyardı. Prof. Dr. Şener, şöyle konuştu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Mevsimsel dalgalanmaları takip ediyoruz. Bu üç viral enfeksiyon el ele vermiş şekilde ülkemizde kol geziyor. İnfluenzada virüsün akciğere inmemesi için ilaç kullanıyoruz. Ama RSV ve koronavirüste böyle bir opsiyonumuz yok. İnfluenzada erken dönemde tanı konulursa akciğere inmesini önlemek mümkün. 65 yaş üstü hastalarda aşıyı devlet ödüyor. Sadece RSV özel aşı. Bunu da 75 yaş üstüne mutlaka öneriyoruz."</p>

<p><img alt="Kış Çay" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://tele1comtr.teimg.com/tele1-com-tr/uploads/2025/10/kis-cay.png" width="1280" /></p>

<p><strong>'KIŞ ÇAYINI BİR AYDAN DAHA UZUN SÜRE KULLANMAK AKILCI DEĞİL'</strong></p>

<p>Gribal hastalıkların yaygın olarak görüldüğü soğuk günlerde bağışıklığı güçlendirmek adına kış çaylarının sıklıkla kullanıldığını belirten Prof. Dr. Şener, "Kış çaylarında bir mantar türeyebiliyor. Bu çaylar toksin yani bir zehir salgılıyor. Bu toksin de karaciğer kanseri, uzun dönem kullanıldığında ise böbrek yetmezliği gibi tablolara sebep olabiliyor. Kış çaylarına geniş bir yelpazede bakmak gerekiyor. Satın alırken aflatoksin taraması yapılmış olan etiket tercih edilmeli. Rastgele alıp tüketmek kardan çok zarar getirebilir. Bazı kış çayı türlerinin beklenmeyen etkileri olabilir. Adaçayı gibi bazıları östrojen içeriyor. Erkeklerde farklı, kadınlarda farklı yan etkileri çıkabilir. Kış çayını bir aydan daha uzun süre kullanmak akılcı değil" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'MANTAR TARAMASI YAPILMIŞ OLMALI'</strong></p>

<p>Bilimsel olarak da kış çayı ya da ılık suyun faydaları konusunda bazı tartışmaların sürdüğünü anlatan Prof. Dr. Şener, "Kış çaylarının ciddi bir üstünlüğü yok. Mantar taraması yapılmış olan çaylara dikkat etmek gerekir. Poşet formunda olanlarda mikro artık ürünler bağırsakları bozabiliyor. Bu da toksinlerin emilimini arttırıyor. 'Kış çayı' deyip geçmemek gerekiyor. En doğalı sıcak suyun içine atılacak olan limon, zencefil ve tarçındır. Bunlarda riskler minimum düzeydedir" açıklamalarında bulundu.</p>

<p><strong>C VE D VİTAMİNİ TAKVİYESİ</strong></p>

<p>Kış aylarında vitamin düzeyine bakılmasını da öneren Prof. Dr. Şener, doktor kontrolünde C ve D vitamin takviyesi alınabileceğini dile getirerek, "Gribal enfeksiyonlarda tek etkinliği gösterilen C vitaminidir. C vitamini içeriğini arttırmak gerekiyor. Tablet formunda da alınabilir. Suda eriyenler de alınabilir. Bütün vitamin ailesi içinde gribal enfeksiyona faydası olan D vitamini de var. D vitamini eksikse yani 20'nin altındaysa ölçümle yerine koymakta fayda var. Fazlası da zehirleme yapabilir. Yani kemik erimesine ve böbrekte, safra kesesinde taş birikimine neden olabilir. Bir hekim kontrolünde almakta fayda var. Kış döneminde güneş etkisi de kayboluyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber, Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/havalar-sogudu-siklikla-tuketilmeye-basladi-uzman-isim-toksin-riskine-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Oct 2025 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/10/cay-5.png" type="image/jpeg" length="81896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanıldığı kadar masum değil! 'Daha sağlıklı' diye içiliyor ama karaciğer hastalıklarını artırıyor]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/sanildigi-kadar-masum-degil-daha-saglikli-diye-iciliyor-ama-karaciger-hastaliklarini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/sanildigi-kadar-masum-degil-daha-saglikli-diye-iciliyor-ama-karaciger-hastaliklarini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, 'daha sağlıklı' olduğu düşüncesiyle içilen diyet içeceklerin karaciğer hastalıkları riskini arttırdığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırmaya göre, günde yalnızca bir kutu şekerli veya yapay tatlandırıcılı içecek içmek, metabolik disfonksiyonla ilişkili karaciğer yağlanması hastalığı (MASLD) riskini önemli ölçüde artırıyor.</p>

<p>Euronews Türkçe'nin aktardığına göre Berlin’de düzenlenen Avrupa Gastroenteroloji Haftası’nda sunulan araştırma, karaciğer hastalığı bulunmayan 123 bin 788 İngiliz katılımcıyı 10 yıl boyunca izledi. Bu sürede bin 178 kişi MASLD geliştirdi, 108 kişi ise karaciğerle ilişkili nedenlerden yaşamını yitirdi.</p>

<p>Bulgulara göre, şekerli içecekler hastalık riskini yüzde 50, diyet veya sıfır şekerli içecekler ise yüzde 60 oranında artırıyor. Yapay tatlandırıcılı içeceklerin ayrıca karaciğer kaynaklı ölümlerle de bağlantılı olduğu görüldü.</p>

<p><strong>'DİYET İÇECEKLER MASUM DEĞİL'</strong></p>

<p>Araştırmanın başyazarı Lihe Liu, diyet içeceklerin genellikle “daha sağlıklı” olarak görüldüğünü ancak bu algının yanlış olduğunu belirtti: “Günde yalnızca bir kutu bile MASLD riskini artırabiliyor. Bu bulgular, bu içeceklerin zararsız olduğu yönündeki yaygın inancı sorguluyor.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MASLD (eski adıyla alkol dışı karaciğer yağlanması), karaciğerde yağ birikmesi sonucu oluşuyor ve iltihap, ağrı, yorgunluk ve iştahsızlık gibi semptomlara yol açabiliyor. Ayrıca kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve böbrek sorunları için de önemli bir risk faktörü olarak kabul ediliyor.</p>

<p>2025 yılında yapılan bir meta-analize göre, dünya nüfusunun yüzde 38’i MASLD’den muzdarip. Bu oran son 20 yılda yüzde 50 artış anlamına geliyor.</p>

<p><strong>'EN İYİ İÇECEK HALA SU'</strong></p>

<p>Araştırma, şekerli içeceklerin kan şekeri ve insülini hızla yükselterek, karaciğerde yağ birikimine yol açtığını; yapay tatlandırıcılı içeceklerin ise bağırsak mikrobiyotasını bozarak ve tatlı isteğini artırarak karaciğeri olumsuz etkilediğini ortaya koydu.</p>

<p>Bilim insanları, su tüketiminin artırılması, sağlıklı kilo korunması, düzenli egzersiz ve dengeli beslenme ile riskin ciddi şekilde azaltılabileceğini vurguluyor.</p>

<p>Liu, “Su, vücudu hem nemlendirir hem de karaciğer üzerindeki metabolik yükü ortadan kaldırır,” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews Türkçe</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/sanildigi-kadar-masum-degil-daha-saglikli-diye-iciliyor-ama-karaciger-hastaliklarini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/09/karaciger-1.jpg" type="image/jpeg" length="17918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tıp dünyasında çığır açan gelişme! Domuzdan alınan karaciğer insanda çalıştı]]></title>
      <link>https://www.tele1.com.tr/tip-dunyasinda-cigir-acan-gelisme-domuzdan-alinan-karaciger-insanda-calisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.tele1.com.tr/tip-dunyasinda-cigir-acan-gelisme-domuzdan-alinan-karaciger-insanda-calisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çinli cerrahlar, genetik olarak değiştirilmiş bir domuzdan alınan karaciğer dokusunun bir kanser hastasına nakledildiğini duyurdu. The Journal of Hepatology dergisinde yayımlanan çalışmaya göre bu operasyon, dünya tıp tarihinde bir ilk olarak kayda geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cerrahlar, 71 yaşındaki hastanın karaciğerinin sağ lobunda greyfurt büyüklüğünde bir tümör tespit etti. Tümörlü bölge çıkarıldıktan sonra, genetiği değiştirilmiş domuzdan alınan karaciğer dokusu hastanın sol lobuna nakledildi. Nakledilen doku safra üretip pıhtılaşma faktörlerini sentezleyerek işlev gösterdi. Üstelik hastanın bağışıklık sistemi bu organı reddetmedi.</p>

<p><strong>38 GÜN SONRA ÇIKARILDI</strong></p>

<p>Ancak nakilden 38 gün sonra komplikasyonlar gelişince domuz karaciğeri vücuttan çıkarıldı. İleri evre karaciğer kanseri ve sirozu bulunan hasta, yaklaşık beş buçuk ay sonra hayatını kaybetti. Bilim insanları, hastanın sağlık durumu nedeniyle Çin’de insan donör organı nakline uygun görülmediğini belirtti.</p>

<p><strong>“TARİHİ BİR KLİNİK DÖNÜM NOKTASI”</strong><br />
Çalışmaya eşlik eden değerlendirmede, derginin editörlerinden Prof. Heiner Wedemeyer bu operasyonu “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi. Wedemeyer, bu tek vakayla büyük sonuçlara varılamayacağını vurgulasa da, “Karaciğer nakli çağında yeni bir dönem başladı” ifadesini kullandı.</p>

<p>Harvard Tıp Fakültesi’nden cerrah Dr. Heidi Yeh de Çinli meslektaşlarını “cesur” olarak tanımlayarak, “Bu gerçekten çığır açan bir gelişme. Genetiği değiştirilmiş bir domuzun karaciğeri bir ay boyunca insanda işlev gördü ve hasta bu süreyi iyi atlattı” dedi.</p>

<p><strong>ORGAN KITLIĞINA YENİ UMUT</strong><br />
Çinli bilim insanlarının bu çalışması, ülkenin genetiği değiştirilmiş hayvan organlarını insan tedavisinde kullanma hedefinde ne kadar hızlı ilerlediğini ortaya koydu. Ülkede yalnızca 2022 yılında 300 binden fazla kişi karaciğer yetmezliğine girdi ancak aynı yıl sadece 6 bin kişi insan donörlerden karaciğer nakli alabildi.</p>

<p>Araştırma ekibinin lideri Anhui Tıp Üniversitesi’nden Dr. Beicheng Sun, nakledilen organın geçici olarak tasarlandığını ve vücutta kalıcı olmasının hiçbir zaman planlanmadığını söyledi. Sun, “Amacım karaciğerin kendini onarana kadar bu domuz organının köprü görevi görmesiydi” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DOMUZ ORGANLARI TIBBIN YENİ YÖNÜ OLABİLİR</strong><br />
Uzmanlar, domuz organlarının kısa süreli “köprü nakil” olarak kullanılması halinde, hastalara insan donör bulunana kadar hayatta kalma şansı tanınabileceğini belirtiyor.</p>

<p>ABD’de daha önce genetiği değiştirilmiş domuzlardan alınan kalp ve böbrekler bazı hastalara başarıyla nakledilmişti. Ancak karaciğer, yapısal olarak çok daha karmaşık olduğu için bu alandaki ilk başarılı adım Çin’den geldi.</p>

<p>Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), benzer bir tedaviyi klinik denemeler kapsamında onayladı. Denemelerde, genetiği değiştirilmiş bir domuzun karaciğerinin, hastanın kanını vücut dışında temizlemesi planlanıyor. Bu yöntemin de kalıcı bir çözüm değil, nakil bekleyen hastalar için geçici bir “köprü tedavisi” olması hedefleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>The New York Times</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Teknoloji</category>
      <guid>https://www.tele1.com.tr/tip-dunyasinda-cigir-acan-gelisme-domuzdan-alinan-karaciger-insanda-calisti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://tele1comtr.teimg.com/crop/1280x720/tele1-com-tr/uploads/2025/10/ascoka.jpg" type="image/jpeg" length="48148"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
