Ankara Halkevleri’nin Ulus Meydanı’nda kurmak istediği kürsü polis tarafından, Ankara Valiliği’nin izni olmadığı gerekçesiyle engellendi. Kısa süreli arbedenin ardından Halkevciler, Kızılay’a giderek halka seslendi.
Ankara Halkevleri bugün Ulus Meydanı’nda 13.30’da “İşçiler, kadınlar, gençler buluşuyor, halk konuşuyor” başlığıyla halk kürsüsü kuracaktı. Kürsü kurulmadan yarım saat kadar önce meydana çevik kuvvet polisinin konuşlandırıldığı görüldü.
Polisin Halkevcilerle yaptığı görüşmeler sırasında polis, Ankara Valiliği’nden izin alınması gerektiği gerekçesiyle kürsünün kurulamayacağını söyledi. Bunun üzerine Halkevleri MYK üyesi Nebiye Merttürk, polis engellemesine dair bilgilendirme yaptığı sırada polis saldırdı. Halkevcileri zor kullanarak meydandan uzaklaştıran polis, iki kişiyi gözaltına almaya çalıştı fakat gelen tepkiler üzerine serbest bırakmak zorunda kaldı.
“Ankara Valiliği bu yasakla neyi örtüyor?”
Halk kürsüsünün kurulmasının engellenmesinin ardından Halkevciler, Kızılay’a geçerek halka seslendi. Konuşma yapan bir Halkevci, “Biz Halkevciyiz. Halkın sorunlarıyla, dertleriyle ilgileniriz. Onun için mücadele ederiz. Ama ekonomik krize karşı, hayat pahalılığına ve işsizliğe karşı kurmak istediğimiz halk kürsüsü Ankara Valiliğince yasaklandı. Ankara Valiliği bu yasakla neyi örtüyor? Ankara Valiliği yoksulluğun üzerine örtebilecek mi? Faturalara gelen zamları örtebilecek mi? Vergi borçlarını örtebilecek mi” diye sordu. Polis saldırarak, Kızılay’da açıklama yapan Halkevcileri gözaltına almaya çalıştı fakat gelen tepki üzerine geri adım atmak zorunda kaldı.
“Gelin bu adaletsizliğin üzerine hep birlikte yürüyelim”
Kurulması planlanan halk kürsüsünde okunacak olan basın metninde ise şu ifadeler yer alıyordu:
Ülkemizde yaşanan ekonomik krizin yükü her geçen gün daha da fazla olarak biz yoksul ve emekçi halkın sırtına yüklenmektedir.
Elektrik, doğalgaz ve su faturlarına gelen zamlar, ek vergilendirmeler bu hizmetlere ulaşımımızı engellemekte veya kısıtlamaktadır.
Meyve, sebze ve temel gıda maddelerinin fiyatlarındaki artış bizlerin sağlıklı beslenme koşullarını kötü etkilemekte, gıdaya ulaşım hakkımızı elimizden almaktadır.
Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu yaşama ve çalışma koşullarında her gün daha da belimiz bükülmektedir.
İşyerlerinde güvencesiz çalışma koşullarına, baskı ve kuralsızlaşma eklenmekte her gün daha ağır iş yükünü omuzlamak zorunda kalmaktayız.
Her dört gençten birinin işsiz olduğu, işsizlik tehdidinin her an ensemizde hissedildiği bir düzen adaletli bir düzen değildir.
Biz bunları yaşarken, iktidar patronlara, zenginlere, büyük şirketlere istedğini vermek için, onların krizi fırsata çevirerek bizi daha fazla sömürebilmesi için çalışmaktadır.
Büyük şirketlerin vergi borçlarının silinmesi, işsizlik fonunun patronlar yararına kullanılması, esnek ve kuralsız çalışmayı yaygınlaştıran fiili uygulamalar, sendikasızlaştırma, sarı sendikacılığın yayılması, meyve, sebze fiyatlarındaki artış tamamen iktidarın sorumluluğundadır.
Tıpkı yaşanan krizin sorumluluğu iktidarda olduğu gibi…
16 yıldır ülkemizin tarımını dışa bağımlı hale getiren, dış borca dayalı büyüme politikalarını yaygınlaştıran, işçinin, yoksulun aleyhine yasalar çıkartan iktidar, seçim yatırımı olarak uyguladığı tanzim satış noktaları gibi uygulamalarla bu sorumluluğundan kaçamaz.
Kadınları hâlâ evi “asıl geçindiren” insanların erkekler olarak görülmesi nedeniyle, ilk çıkarılacaklar listesinde yer alıyor veya iş bulmaya çalıştığında zorluk çekiyor. Bu durum derinleşen toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kriz koşullarında kadın işsizliğini de derinleştirdiğini ortaya koyuyor.
İşçinin, yoksulun, kadınların, gençlerin olumsuz etkilediğini bu kriz ve iktidar politikalarının karşısında Halkevleri var.
Her Halkevi şubesini bir hak arama merkezi olarak yapılandırırken aynı zamanda Halkevleri olarak “hayat pahalılığına ve işsizliğie son!” diyerek mücadele ediyoruz.
Daha önce de “Bu halk savunmasız değildir!” demiştik. Yalnızca fiili saldırlara karşı değil aynı zamanda halkın insanca yaşama koşullarını her geçen gün tahrip eden iktidar politikalarına, patronların uygulamalarına, ekonomik krizin etkilerine karşı da halkımızı savunacağız.
Bu aynı zamanda bir mücadele çağrısıdır. Hayat pahalılığına ve işsizliğe karşı mücadele etmek, örgütlü bir biçimde bu adaletsiz düzene karşı çıkmak demektir. Gelin bu adaletsizliğin üzerine hep birlikte yürüyelim.
(Sendika.Org)